1stellar1 Şeyma Nur Koyuncu

Fizel'in en iyi ajanı Lavinia. Şimdiye kadar aldığı tüm görevleri mükemmel bir başarıyla tamamladı, insanlara tek bir hata dahi göstermedi ancak yine de hayatı boyunca en ufak sevgi veya saygı kırıntısına sahip olamadı. Lider tarafından doğrudan aldığı ölüm görevi sonucu çılgın doktor Qulliri'nin laboratuvarına sızması ve ne olduğunu bile bilmediği bir aleti bulması gerekiyordu. Ajan Lavinia'nın bilmediği şey ise şuydu: Her şey sandığından çok daha büyük bir sırra gebeydi ve o bu sırrın tam ortasında duruyordu.


Aksiyon Tüm halka açık. © 1Stellar1 hesabının sahibinde gizli

#fantastik #yakut #doktor #ajan #insanı # #aksiyon #bilim
1
2.2k GÖRÜNTÜLEME
Devam etmekte - Yeni bölüm Her Pazar
okuma zamanı
AA Paylaş

I. Bölüm

"Fizel'in en iyi ajanı Lavinia... Yakalanmak nasıl bir his?" Çılgın moruk Doktor Qulliri'nin sadece sesini duymak bile tiksinmeme sebep olurken bilimsel araştırmalarla kafayı üşüttüğü için kişisel bakım nedir bilmeyen kirli yüzü ve kokuşuk ağzıyla neredeyse birkaç milim önümde duruyordu. Uykusuzluktan kan çanağına dönmüş gözleri odaklarını korumak için üstün bir çaba verirken içten içe bu duruma düşecek kadar dikkatsiz olduğum için kendime sövüyordum.

"Bok çukuruna düşmek gibi. Çünkü burası bir bok çukurundan daha güzel görünmüyor." Böyle bir durumda bile dalga geçebilecek şeyler bulabildiğim için deli olmalıydım. Doktor Qulliri'nin makinelerini şimdiye kadar atlatabilmem bile bir mucizeyken onun yeni ve özel oyuncağı olarak tek başıma kaçmam imkânsıza yakındı. Bana yapacakları konusunda kesinlikle hiçbir fikrim yoktu, öğrenmek istemediğime de kesinlikle emindim.

Başını geriye yatırıp deli derecesinde yüksek sesli bir kahkaha attı. Sesindeki çatlamış ton ve kulak tırmalayan hırıltılar kesinlikle bu anı benim için kolaylaştırmıyordu. "Bu kadar şaka yeter!" Çılgın moruğun ani değişimi kısa bir süre için beni şaşırtsa da beklenmedik bir durum değildi. "Söyle! İs yakutu madeni nerede?" Bu sorusuna bıyık altından güldüm. Gerçekten yerini bildiğimi mi sanıyordu?

"Madenin yerini bilseydim senin bu kokuşuk laboratuvarına gelir miydim? Özellikle de tek başıma? Bir aptala mı benziyorum?" Kristlen Edna'nın neredeyse yarısını araştırmama rağmen bir tane bile is yakutu bulamamıştım. Kristlen Edna'da yaşayanlar için bile bu madenin varlığı efsane gibi bir şeyken başka bir evrenden gelip o madeni bulmamı nasıl bekliyorlardı anlamıyordum.

Doktor Qulliri, kemikli ellerini sıkıca boynuma sardığında bileklerimden zincirlendiğim sandalyeye küfrettim. Doğru yere baskı yaptığınız sürece bir insanın nefesini kesmek zor bir eylem değildi. Doktor Qulliri de bu sayede nefes almamı zorlaştırabiliyordu fakat bu beni öldürmeye yetmezdi. Zaten o da bunu istemiyordu. "Beni kandıramazsın Ajan Lavinia." Yüzünü daha da yaklaştırıp gözlerini kocaman açtığında midemin bulandığını hissettim. "Bu gözler çok fazla şey gördü." Açık tutmaya çalıştığı gözleri seğirmeye ve odaklarını kaybetmeye başladılar. "Bana yalan söyleyemezsin. Söyleyemezsin! Şimdi bana o madenlerini yerini söyle, yoksa bu ajanlık oyununun sonu gelir."

Sandalyemi ittirerek boynumu serbest bıraktığında derin bir nefes çekmenin rahatlığındansa koluma baskı yapan ağırlığımın acısını hissettim. Sandalyenin sivri kenarları koluma batıyordu ve damarlarımı sıkıştırıyordu. "Sana bilmiyorum, dedim. Bilsem bile sana söyleyeceğimi mi sanıyorsun? Git ve o lanet madeni kendin ara!" Yüzündeki ifade havlayan aciz bir köpeğe bakıyormuş gibiydi. Aşağılayıcı ve küçümseyici...

"Sana bir şans vermiştim ama sen bu şansı kullanamadın. İyi yollarla seni ikna edemiyorsam diğer yollara başvurabilirim. Pişman olacaksın, Ajan Lavinia." Yüzüne yayılan iğrenç sırıtış çürük ve sararmış dişlerini ortaya çıkarıp onu yumruklama isteğimi büyütmekten başka bir işe yaramadı. Elindeki kumanda benzeri aletteki tuşlara tıklayıp birkaç adım geri çekildi. Aniden duvarlar boyunca kapılar açıldı ve kutu gibi görünen küçük, beyaz şeyler ortaya çıktı. İlk bakışta robota benzeyen bu şeyler yaklaştığında bir robottan ziyade nefes alan canlılar olduklarını hafifçe yükselip alçalan sırtlarından anladım.

"Konuğumuzla iyi ilgilenin çocuklar. Duruma bakılırsa uzun süre misafirimiz olacak." Yaratıklar beni kaldırıp götürmeye başladığında çaresizce zincirlerden kurtulmak için çırpındım. Alet kemerim yanımda olsaydı buradan kurtulmak benim için çocuk oyuncağı olabilirdi ancak süper kadın benzeri bir şey olmadığım sürece kendi kas gücümle bu zincirleri kırmam imkânsızdı.

Yaratıkları benimle birlikte geldikleri duvar kapılarından birine girdiler ve kapı arkamızdan kapandığında elimdeki tek ışık kaynağı da yok olmuş oldu. Zifiri karanlıkta ilerlerken beni neyin beklediğini bilmiyordum. Bildiğim tek şey bu yaratıklarından iyi bir gece gözcüsü olurdu, ne yazık ki şu anda bir pisliğin ayak işlerini yapmaktan daha önemli işleri yoktu.

Düşününce ben de pek farklı değildim. Lidere ve tüm Fizel ajanlarına yaranmak için yıllarımı harcadıktan sonra aldığım tek karşılık içi boş bir "en iyi ajan" unvanı olmuştu.

Gözüme loş bir spot ışığı vurduğunda ışığa alışmam birkaç saniyeyi buldu. Yaratıklar düşündüğümden nazik davranıp sandalyeyi düzgün bir şekilde yere koyduklarında etrafı daha doğru bir açıdan inceleme fırsatım olmuştu. Oda, bir ameliyathane gibi tasarlanmıştı. Cam kapılı dolaplarda pek çok kesici ve delici alet seçilebiliyordu. Bu odayı ne için kullandığını tahmin etmek zor değildi.

Bir süre sessizce Doktor Qulliri'nin gelmesini bekledim. Bu sırada yaratıkların çoktan gitmiş olduğunu fark etmemiştim bile. Aniden arkamdan bir ses geldiğinde yapabildiğim kadar başımı arkaya doğru çevirdim. "Seni böyle görmek her zaman büyük bir zevk Ajan Lavinia." Gelen kişiyi gördüğümde ve sesini duyduğumda içimde büyüyen nefret, Doktor Qulliri'ye karşı hissettiğim nefretin kat kat fazlasıydı.

Başımı yeniden önüme çevirdim ve tiksindiğimi gizleme zahmetine bile girmeden konuştum. "Fetih, yine Qulliri'nin seni köpeği olarak kullanmasına izin mi veriyorsun?"

Doktor Qulliri'nin cılız ve kemikli ellerinin aksine kaslı ve büyük eller sandalyenin arkasından tuttu ve geriye doğru yatırdı. Tam tepemde duran keskin yüz hatlarına sahip genç adamın gözleri delice bir ışıltıyla parlıyordu. Tabii ki de beni böyle görmekte olağanca zevk alıyordu, onunla tanıştığımız o lanetli günden beri beni bir rakip olarak görüyordu ve şu anki durumum ona zafer kazanmış hissi veriyor olmalıydı.

"Sevgili Lavinia, buradaki tek gerçek köpek sensin. Baksana, saçma bir madeni bulmak uğruna Qulliri'nin laboratuvarına girdin. Ya ölmek istiyorsun ya da sahibine kuyruk sallayan aptal köpeğin tekisin." Bu dediklerine yarım ağızla güldüm. Haklı olması sinirlerimi bozmuştu ancak bunu kabul etmek zorunda değildim. Ben hala Fizel'in en iyi ajanıydım ve bir hata yüzünden bu unvanın elimden alınmasına izin vermeyecektim.

"Çok komiksin Fetih, her zamanki gibi(!) Ben Fizel'in köpeği değilim. İstemediğim bir işi bana yaptıramazlar, kendin için endişelenmeyi deneyebilirsin." Sandalyemi sertçe öne doğru itip yüzümün zemine yapışmasına sebep oldu ve ayağını sandalyenin üstte kalan üçgen çıkıntısına koyup bastırdı. Pis moruk ağzımı açmak için bu aptalı görevlendirmiş olmalıydı. Bilmediğim bir madenin yerini nasıl itiraf etmemi bekliyorlardı?

Bulunduğum pozisyondan dolayı tüm omurgam acıyla çığlık atarken Fetih'in ağırlığıyla daha da sıkışmış durumda olan bacaklarımın acısı ve soğuk zemine bastırılmış halde duran yüzümle pek iç açıcı bir durumda olduğumu söyleyemezdim. Fetih ise bu durumdan keyif alıyordu. "Fazla konuşuyorsun küçük ajan."

Ayağını sandalyenin tepesinden kaldırdı ve eksenimde birkaç adım attı. "Bakalım bu işin sonunda da konuşabilecek misin?" Sözlerinin ardından sandalyenin yan tarafını tekmeledi ve duvara savrulmama sebep oldu.

Savrulmanın etkisiyle başımı duvara sertçe vurdum. Yanağımın ve onun hizasında bulunan diğer yüz bölgelerimin tahriş olduğunu hissedebiliyordum. Şimdilik kanayan bir yerim yoktu ancak Fetih'in beni bu şekilde bırakmasına imkân yoktu.

"Güzel fikir! Beni konuşamayacak duruma getirdiğinde Qulliri'nin yapacağı surat ifadesini görmek için sabırsızlanıyorum." Böyle bir durumdayken insanları kışkırtmak iyi bir yöntem değildir ancak oturup beni bırakması için de yalvarmayacaktım.

Fetih bana yaklaşırken tek yapabildiğimin olduğum yerde kalmak olması tüm hücrelerimin sinirle yanmasına sebep oluyordu. "O kadar uzun bir dilin var ki biraz kessem dahi konuşmaya devam edebileceğine eminim." Yüzündeki pis sırıtışıyla tek elle yüzümü kavrayıp kendi yüzüne yaklaştırdı. "Şimdi madenin yerini söyle, yoksa seninle biraz eğleneceğim."

Kısa bir an sessizce ona baktım ve yüzüne tükürdüm. "O iğrenç yüzünü benden uzak tut."

Yine beni sandalyeyle birlikte sertçe duvara çarptıktan sonra yüzünü koluyla sildi. "İçinde bulunduğun durumun farkında mısın? Kafanı çok mu sert çarptın?"

Yavaşça benden uzaklaşıp dolaplara doğru ilerledi. "Sana karşı nazik davranacaktım ama bunu istemediğini görüyorum." Eline aldığı her alet bir diğerinden daha keskin ve büyüktü. Sanki ibret olsun diye her birini özenle bana gösteriyordu. Birkaç kesikten korkmamayı öğrenecek kadar çok yaralandım ancak kendimden nefret edecek kadar çok değil. Beni öldüremezdi, bundan emindim ancak bedenimi bir daha kullanamayacak hale gelirsem yaşamamın da bir anlamı kalmazdı. Elimden gelen tek şey ise böyle bir şey olmayacağını ummaktı.

Eline aldığı kesici aletle bana doğru yaklaşıp çenemden tuttu. "Sence de yüzünde bir veya iki tane yara izi olsa çok havalı olmaz mıydı?" Açık mavi gözlerim bıçağın parlaklığından başka bir şey göremiyordu sanki. Sesler kulağımdan giriyor ve algılamama fırsat kalmadan çıkıyordu. Sorun bir iki yara izi değildi, Fetih'in bu kadarla yetinmeyecek olmasıydı.

O sırada Fetih'in kolundaki iletişim saatinde bir ışık yandı. Beni -yine- bir kenara atıp saate dokundu ve bıkkınlıkla iç geçirdi. Bu iç geçirmenin benim için iyi anlama gelmesini umarak gözlerimi onun koyu kahverengi harelerine ve esmer yüzüne çevirdim. "Ne oldu? Qulliri köpeğinden memnun değil mi?"

"Sessiz ol küçük kız, eğer beni kışkırtmaya devam edersen Doktor Qulliri'nin emri veya başka hiçbir şey seni benim ellerimden kurtaramaz." Normal şartlar altında olsak bu tehdit beni etkilemezdi ve her zamanki gibi alay etmeye devam ederdim ancak şu anda pek de normal şartlar altında değiliz bu yüzden sessiz kalmayı seçtim.

"Senin ne gibi bir özelliğin var anlamıyorum. Şanslı bir aptal olmak dışında hiçbir özelliğin yok." Fetih'in söylenmelerinden anladığım kadarıyla Doktor Qulliri işkence konusunda onu yine kısıtlamıştı ve bu iş benim lehime dönüyordu.

Fetih söylenmeyi bırakıp yeniden bana döndü. "Sakın yanlış bir fikre kapılma, hâlâ sana birkaç tane yara izi verebilirim. Şimdi iyi bir kız olup konuşmaya ne dersin?" Birkaç yara izinden korkacağımı sandığına göre "en iyi ajan" unvanımı gerçekten küçümsüyordu. Artık beni öldürmeyeceğinden ve anladığım kadarıyla ağır yaralayamayacağından emin olduğuma göre korkmam gereken pek bir şey kalmıyordu.

"Bir saattir tek yaptığın şey havlamak. İnsanlar haklıymış: Havlayan köpek ısırmıyormuş." Kesik kesik gülerek onun sinirlerini daha da bozmayı amaçlıyordum. Aklımda ufak bir plan vardı ve bunun için onun daha fazla sinirlendirmem gerekiyordu. Planımdaki tek sorun Fetih'in hareketlerinin her zaman fazla fevri olmasıydı. Eğer aptal gururu yapmazsa planım başlamadan çöp olacak demektir ve sonucu daha tehlikeli şeylere evirilecekti.

Kaşlarını çattığında şakaklarındaki damarlar ortaya çıktı ve elindeki kesici aleti daha sıkı tuttuğunda damarları belirginleşti. "Bunu diyen kişinin sen olması beni pek etkilemedi. Fizel için küçük bir fino köpeğinden farksızken benimle denk olduğunu düşünmen fazlasıyla komik."

Bu yoruma gülmeden edemedim. Kahkaham tüm vücuduma bir acı dalgası yayılmasına sebep oldu ama bunu ona belli etmedim. "Haklısın, seninle denk değilim." Sözlerim onu şaşırttı ardından bu şaşkınlık kendini beğenmiş bir ifadeye dönüştü. Ve ben, sözlerime devam ettim. "Senden çok daha iyiyim. Doktor Qulliri bile bunun farkında olduğu için beni öldürmene izin vermiyor. İs yakutu madenlerini bulman için neden seni göndermiyor? Çünkü onun gözünde benim kadar yetenekli değilsin. Bana karşı her zaman kaybedeceksin. Şimdilik bu sahte zaferin tadını çıkar. Sonuçta zincirli bir insanı herkes yener."

Son cümlemin bitirici vuruş niteliğinde olmasını umuyordum. Fetih'in en büyük zayıflığı zafere ve kendini kanıtlamaya olan açlığıydı. Bunu kullanarak zincirlerimi çözdürmeye çalışıyordum ancak insanlar basit satranç taşları değildir. L şeklinde, çapraz ve düz istedikleri her yöne, her şekilde gidebilirlerdi. İnsanları tehlikeli yapan da buydu. Ancak Fetih beni şaşırtmamıştı.

Kesici aleti bir kenara bırakırken cebinden küçük bir anahtar çıkardı ve bana doğru yaklaşmaya başladı. Sırıtmamak için kendimi zor tutuyordum. Fetih sandalyemi düzeltene ve el bileklerimi çözene kadar tepki vermemeyi başarmıştım ancak iletişim saatine gelen bildirimi görmezden gelip ayak bileklerimi çözmeye çalıştığında kısık sesle kıkırdamaya başladım. Tam zincirleri çıkarttığı sırada benim kahkaham dikkatini dağıttı fakat ben ondan hızlı davrandım ve kilidin çözülmesini fırsat bilerek çenesine sert bir tekme atıp ayağa kalktım.

Fetih şaşkınlıkla kalçasının üstüne düşerken ondan birkaç adım uzakta duran ve hastane yataklarına benzeyen yatağın yanında durdum. O sinirle ayağa kalktığında kıkırdadım. "Bana sinirlenmeden önce saatine gelen bildirimleri kontrol etmek isteyebilirsin." Ona bu fırsatı verecektim çünkü Doktor Qulliri'nin her şeyi kameralardan izlediğini biliyordum, verdiği tepkiyi ben de merak ediyordum. Bu işin sonunda Fetih'i büyük bir ceza bekliyor olmalıydı.

Bildirimlere bakarken yüzünün şekilden şekile girmesi bile içeriklerini tahmin etmem için yeterliydi. Hala herhangi bir alarm sisteminin devreye girmemesi ise Doktor Qulliri'nin Fetih'e bir şans verdiğini gösteriyordu. Fetih sinirle bana döndü. "Bu işi beş dakikada bile halledebilirim." Kendi kendine mırıldanmıştı ancak çıt çıkmayan bir odada gür sesli bir insanın mırıldanmalarını duymak pek de zor bir şey değildi.

Öncesinden biraz hırpalanmış olmanın getirdiği yorgunluğu göz ardı etmeye çalışarak yumruklarımı sıktım. "Yüz yıl geçse bile beni yenemezsin." Tüm bedenim acıyla inliyordu ancak bu kaybetmek için bir bahane değildi. Eğer şimdi kaybedersem bu acıyı mumla arayacağımdan emindim. Bir kez daha Fetih'in eline düşersem sağ çıkma ihtimalim Doktor Qulliri'nin otorite seviyesine ve Fetih'in akıl sağlığına eşit olacaktı. İkisinin sağlamlığından da şüpheliydim.

Seri adımlarla bana yaklaşmaya başladığında tek elimi yatağın üstüne koydum. Dövüşmek gibi bir niyetim yoktu, Fetih'i yenebilirdim ancak bu sırada fazladan birkaç yara izi edinirdim. Odanın çevresine bakıldığı zaman belli bir kapı görünmüyordu bu yüzden Fetih'i bayıltıp kaçma şansım da yoktu. Elimdeki en güvenli seçenek olabildiğince Fetih'ten kaçınmaktı. Karnıma doğru bir hamle girişiminde bulunurken dişlerinin arasından konuştu. "Ne yazık ki o kadar uzun yaşayamayacaksın."

Hafifçe geriye kayarak yatağa koyduğum elimden destek aldım ve yatağın diğer tarafına atladım. Sarı saçlarımı geriye savurup duruşumu dikleştirirken kıkırdamaya başladım. "Yavaşsın, Fetih." Ben bunu söylerken elindeki kesici aleti yüzüme doğru savurmaya yeltendi ancak eğilerek bundan da kaçındım.

"Dövüşten kaçan bir korkak için büyük sözler." Ben daha fark edemeden yatağı ittirdi ve arkamdaki cam kapılı dolaba çarpıp kırmama sebep oldu. Boynumdan aşağı akmaya başlayan kanları ve derime batan camları hissedebiliyordum. Fetih yatağı ittirmeye devam ederken aramızdaki kas farkından dolayı kendimi kurtaramadım. "Bugün, beni küçümsememeyi öğreneceksin küçük çiçek."

Kesici aleti avucunun içinde döndürdüğünü görünce ne yapacağını ele verdi, yüzündeki ifade ise bunu umursamadığını belirtiyordu. Aleti sıkıp kolunu kaldırırken dolabın içindeki kırık camlardan birine uzandım ve bana doğru hamle yapmak üzere olan koluna sertçe sapladım. Hazırlıksız olmanın getirdiği şokla geriye çekildiğinde yatağı ona doğru ittim ve odanın boş köşesine ilerledim. Fetih kolundaki camı çıkarıp bir kenara attığında büyük cam parçası küçük parçalara ayrıldı ve kan etrafa sıçradı. Benim elim de kanıyordu ancak Fetih'in koluyla kıyaslanamazdı. Her halükarda Fetih'in yarasının da büyük bir yara olduğunu söylemek doğru olmazdı.

Fetih, öfkeyle kavrulan gözlerini bana çevirdiğinde sonunda ciddileştiğini anlamıştım. Son yaptığımla onun bam teline basmış olmalıydım. Elini belindeki alet kemerine götürürken sinirle homurdandı. "Seni küçük sürtük!" Kemerden bir tabanca çıkardığında olabilecek en kötü konumda bulunduğumu fark ettim. Oda zaten yatak ve dolaplar haricinde genel olarak boştu ancak ben tamamen boş olan tek köşeye kaçarak kendimi açık hedef haline getirmiştim. Bir aptal bile bu vuruşu kaçırmazdı.

Fetih kolaylıkla sürgüyü çekip namluyu bana doğrulturken olduğum yerde durmaktan başka bir şey yapamadım. Kas gücü konusunda Fetih benden daha üstündü, silahı almaya çalışırken hayati bir yerimden vurulmayı göze alamazdım. Elimden geldiğince nişan aldığı yeri görmeye çalıştım. Yapamayacağımı biliyordum ancak yine de kaçınmayı deneyebilirdim. Hiçbir şey yapmadan, kafasında elmayla bekleyen canlı hedefler gibi hissetmek gerçekten hoş bir şey değildi.

Her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Fetih tetiği çekerken sağ bacağıma doğru nişan aldığını gördüm ve hızla kendimi sola attım. Namlu patlarken ve koçan yere düşerken bacağıma yayılan yakıcı hisle boğazımı acıtacak çığlık koptu ağzımdan. Sol yanıma düştüğümde hissettiğim tek şey merminin sıcaklığıyla yanan sağ baldırımdaki acıydı. Silah sesiyle çınlayan kulaklarım ve dış dünyayla bağlantımı kesen acı yüzünden Fetih'in adımlarını duyamadım. Varlığını ancak saçlarımı sıkıca kavrayıp başımı kaldırdığında fark ettim. "Hemen kendini bırakma, daha yeni başlıyoruz."

Silahı yeniden kaldırdı ve kurşun yarasının üstündeki elime namlunun ucunu bastırdı. Yeni ateşlenen tabancanın sıcaklığı derimi kavururken dudaklarımdan kısık bir inleme koptu. "Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. İs yakutu madeni nerede?" Bunu sorarken tabancayı hafifçe elimin üzerinden çekmişti ancak her an yeniden bastırmaya hazır olduğu belliydi.

"Elinin körü, seni geri zekâlı." Tabancanın getirdiği acıyla dişlerimin arasından konuştum ve tepki vermesine fırsat bırakmadan tabancayı tutan elini yapabildiğim kadar büktüm. Tek eli saçımda olduğu için iki elime karşı fazla direnemedi ancak tabancayı bırakmamak konusunda da ısrarcıydı.

Eli saçlarımı daha sıkı tuttuğunda cam kırıklarının açtığı yaraların sızladığını hissettim. "Pes et, Lavinia." Sözleri üzerine tabancayı daha sıkı kavramaya çalıştım. Pes etmek asla iyi sonuçlar doğurmazdı.

Tepkimi görünce saçlarımı daha da sıktı ve kafamı duvara vurdu. Şakaklarımdan aşağı ince bir çizgi halinde kan akmaya başladığında kulaklarımın yeniden çınladığını hissettim. Elime uyguladığım güç azalırken bir kere daha acımasızca kafamı vurdu. Beyaz duvarın üzerine yayılan kırmızı lekeye göz ucuyla bakmaya çalıştım ama görüşüm bulanıklaşıyordu. Üçüncü kez kafamı duvara vurduğunda dayanamadım ve bilincimin kayıp gitmesine, beni karanlığa gömmesine izin verdim.

***

Birkaç küçük not bırakmaya geldim.

Öncelikle umarım bölümü beğenmişsinizdir.

Farklı bir şeyler denemek istediğim için bölümlerde kronolojik bir sırayla gitmedim. İkinci bölümde olayların başlangıcını okuyacağız. Kitap bittiğinde belki bölüm sırasını düzenlerim ancak şu anlık böyle.

İkinci olarak bölümler pazar günleri saat 20.00'da gelecek.

Üçüncü olarak komik bir bilgi: Qulliri doktor anlamına geliyor. Hangi dil hatırlamıyorum ama Google'den a harfi ile başlayan dillerden biriydi.

05 Şubat 2024 17:11 0 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
1
Sonraki bölümü okuyun II. Bölüm

Yorum yap

İleti!
Henüz yorum yok. Bir şeyler söyleyen ilk kişi ol!
~

Okumaktan zevk alıyor musun?

Hey! Hala var 2 bu hikayede kalan bölümler.
Okumaya devam etmek için lütfen kaydolun veya giriş yapın. Bedava!