naneliseker4 Naneli Şeker🌸

Farklı bir evrenden gönderilen mektuplar ve mandalina ile çikolatanın hikayesi.


Genç Kurgu Tüm halka açık.

#gençkurgu #bilimkurgu #paralelevren #mektup #
1
1.1k GÖRÜNTÜLEME
Tamamlandı
okuma zamanı
AA Paylaş

Birinci Bölüm

Hep merak etmişimdir körler dünyayı ve insanları nasıl hayal ederler diye. Belki de bu merakım yüzünden başlamıştım ona yardım etmeye. Defalarca sormuştum beni nasıl hayal ettiğini. Tabi ki de onun sandığı gibi iyi kalpli biri değildim. Ben de tıpkı diğer insanlar gibi çıkarlarım doğrultusunda insanlara yaklaşan biriydim.


Kimi zaman da merakımı tatmin etmek için...


Senin evrenindeki insanlarda benim gibi çıkarcılar mı İdil? Meraklarını tatmin etmek için mi iyi gibi davranıyorlar yoksa? Eğer öyleyse senin için çok üzülürüm. Neyse anlatmaya devam edeceğim.



Sahi ne zamandan sonra değişmiştim? Muhtemelen o sıcak aralık günüydü dönüm noktası. Aralık... Yani kış. Halbuki benim şehrime daha kış gelmemişti. Size en başından anlatsam iyi olacak.


Mektuplarından anladığım kadarıyla benim evrenim ve sizin evreniniz birçok yönden benzese de farklılıkları da çok. Bu yüzden anlamayacağınızı düşündüğüm yerde açıklama yapacağım. Mektup ne kadar uzun olur bilmiyorum ama size Mandalina ve Çikolata’nın hikayesini anlatacağım. Böylece bu evrenler arası haberleşmeye yarayan yeri nasıl bulduğumu da öğreneceksiniz.



O sıcak aralık günü ne olmuşsa olmuştu. Onu ilk gördüğüm zamandı. Tişörtümün üzerine ince bir gömlek giymiştim altına da siyah eşofmanımı. Sahi ben hep siyah giymez miydim? Giyerdim. Öyleyse ne zaman dolabıma gökkuşağının renklerinden de karışmaya başlamıştı? O da mı aralıktan sonra olmuştu? Takmayın siz beni arada böyle kendi kendime saçmalarım.



Yedi yüz otuz yedi yılının son ayına girdiğim o gün, bir aralık, asla unutamayacağım bir tarih olmuştu benim için peki ya onun için? Kalp atışlarımın sesinden çalan şarkıyı duyamadığım zaman da o gün değil miydi?



Biliyorsun İdil, daha önce de anlatmıştım basketbol oynamaya beş altı yaşlarındayken başlamıştım. O zamanlar ailemle buz pateni yapmak ve basketbol oynamak en sevdiğim şeylerdi. Derslerin olmadığı mükemmel zaman dilimi çocukluk... Büyüdükçe basketbolun bana daha çok uyduğunu düşünüp buz patenini bırakmıştım. Orta okulda okul takımına da girince hedefim az çok belli olmuştu. İleride eğer boş boş oturmak istiyorsam beden eğitimi öğretmeni olacaktım ya da kariyer vesaire için antrenör olabilirdim. Lisede de hayatım aynıydı. Okul takımına girmek hiç zor olmamıştı. Spor akademisine girmek biraz zor olsa da başarmıştım. On binlerce öğrenci arasından seçilen iki yüz öğrenciden biri olmuştum. Ülkemdeki eğitim sistemi yüzyıllar boyunca değişmemişti ve öğrencileri tek bir hedefe yöneltiyordu tabi en iyisi olmak istiyorsanız. Her şehrin üniversitesinde diğer bölümler de vardı ama Noyak’da tıp okuyan biri diğerleri için doktor olarak görülmüyordu. Ülkemin tuhaf olduğunun farkındaydım ama tuhaflıkları onu sevmemi sağlıyordu. Hukuk okumak istiyorsanız İZimir, siyasal bilimler için Akara, tıp istiyorsanız İstal, tarih ise Yahat hemşirelik Minasa, gastronomi için Gazitep, jeoloji Matalya, afet yönetimi Adaman, hemşirelik Kahramanaraş, radyo ve televizyon Ursa, turizm. Talanya, psikoloji için Anada malum güneşe silah sıkıyorlar kafalarında var bir şeyler... ve beden eğitimi ve spor yüksek okulu yani herkesin bildiği şekilde BESYO için de Metsin. Şehirlerin ve bölümlerin neye göre bağdaştırıldığını hiç merak etmemiştim çünkü beni ilgilendiren tek şeyin basketbol olduğunu düşünürdüm. Belki de amcamı dinleyip diş hekimi olmalıydım diye hayıflandığım günler olmuştu. Özellikle sınavdan ve tercihlerden sonra ama sporcuların sadece kas yığınlarından ibaret olarak görülmesi sinirimi bozmuştu. Aklıma ülkemizin kurucusu, ulu önderimizin sözü gelmiş ve onun seveceği bir sporcu olmak istemiştim.



Tercih sonuçlarını beklemek çok zordu. Saçlarım uzadıkça beyazlar daha da göze çarpmaya başlamıştı. Bir yılda saçlarımın bu kadar beyazladığını kabullenememiştim. Ülkenin tuhaflıklarla dolu olması gençleri de stres toplarına dönüştürüyordu. Annemi dinleyip kuzenimin düğünü için saçlarımı biraz da olsa uzatmaya karar verdiğimde beyazları umursamayı bırakmıştım. Her zaman kulaklarıma değen saçlarımı bu kez omuzlarıma değdirmeyi başarmıştım.

Benim için bir ilkti diyebilirim. Şimdi kestirmek istemiyorum tuhaf bir şekilde. Boyum öyle çok uzun değildi hatta bölümümdeki diğer kızlara göre kısaydım da. Bir yetmiş beş ülke standartlarına göre uzun olsa da benim gibi bir basketbolcu için değildi, yıllardır boyum sadece bu kadar uzayabilmişti. Çocukluk arkadaşımla girdiğim iddiayı da kaybetmiş bir daha iddialara girmemeye de karar vermiştim.



Sizin evreninizde nasıl bilmiyorum ama merak da ediyorum. Umarım gençleri geleceğe taşıyan güzel bir eğitim sisteminiz vardır.



Çocukluk arkadaşımın hayali deniz harp okulunda okumaktı ve ikimizin de hayalleri farklı olunca ilk kez yollarımızı lise de ayırmıştık. Çanaksaray’da askeri akademiye başlamıştı ama bazı sebeplerden dolayı akademi birkaç yıllığına Metsin’e taşınmıştı. Beyazdeniz’den komşu ülkemizle aramızın pek iyi olduğu söylenemezdi. Çanaksaray'da yaklaşık iki yüz yıl çnce büyük bir savaş yaşanmıştı. Hâlâ da arada böyle pürüzler çıkartıyorlar ama askeri akademiye saldırı olmasını kimse beklemiyordu. Siyahdeniz’de sözü geçen ilk ülke olsak da Beyazdeniz’e kıyısı olan çokça güçlü ülke vardı.


Neyse, çocukluk arkadaşımdan bahsediyordum her ne kadar lisede ayrılmış olsak da aynı şehirde üniversite okuyacağımızı bilmek beni çok mutlu etmişti. Sizde de böyle mi bilmiyorum ama biz daha ilkokuldayken eğer otuz yaşımıza kadar kimseyle evlenmezsek birbirimizle evlenme sözü vermiştik. Düğünde takılan takıları bozdurup dünya turuna çıkacaktık. Neraber dünyayı gezmek ikimizin de ortak en büyük hayaliydi.



O yıl üniversiteye başlayacak olmanın verdiği heyecanla yeni bir başlangıç yapmak için yaz boyunca uzattığım saçlarımı kestirip uçlarını en sevdiğim renklerden olan vişne çürüğüne boyamıştım.


İlk gün de dün gibi aklımda siyah bir tişört ve siyah bir şort giyip kaykayımı alıp evden fırlamıştım. Sahil kenarında üniversite okumaktan daha güzel bir şey varsa o da orada yaşamaktı. Yaklaşık beş dakika sonra üniversite kapısından girmiştim. Sabah annem günümün güzel geçmesi için akik taşından bir kolyeyi boynuma takmıştı. Aklımı pozitif düşüncelerle doldurup kendimi rahatlatmaya çalıştım.Şarkı dinlemek insanı rahatlatıp enerji verir diyenleri dinleyerek en sevdiğim şarkıyı açıp kaykayımı sürüp gitmiştim.


Gerçekten çok güzel geçmişti. Hayal edebileceğimden de güzel bir başlangıç olmuştu. Hocalarımı çok sevmiştim bölüm arkadaşlarım çok enerjik insanlardı. Herkes çabucak birbiriyle kaynaşmıştı. Bu şekilde zamanın ne zaman akıp gittiğini anlayamadan üç ay geçmişti.


O gün dersten dönerken boyam artık iyice aktığı için kuaföre gidecektim sonra da çocukluk arkadaşım Yiğit ile buluşacaktım. Dalgaların sesini dinlemek istediğim için kulaklığımı boynuma takmış telefonumu sessize almıştım. Sahil yolunda kaykayımı sürerken şarkı söyleyen birini duymuştum. Eğer o gün orada durmamış olsaydım şuan nasıl bir hayatım olurdu gerçekten merak ediyorum. Eğer kulaklığımı takıp öylece geçip gitmiş olsaydım...


Sesin sahibi kızıl saçlı bir gençti. Benim yaşlarımda gibi duruyordu. Sesi o kadar huzur vericiydi ki söylediği şarkıyı daha önce hiç duymama rağmen sanki ezberimdeymiş gibi hissediyordum. Oturup dinlemeye başladım.


Gözlerimi kapatıp yönümü denize çevirdim. Sakin dalgalar gidip gelirken şarkıya ritim uydurmaya çalışıyor gibiydi. Bir süre orada öylece oturdum tazelenmiş hissediyordum. Adını sormak ve konuşmak istiyordum ama sosyal pili düşük bir insandım yabancılarla konuşmakta ise berbattım. O kalkıp giderken ben de ayağa kalktım.


Elindeki sopayı görünce biraz tuhaf hissetmiştim. Demek ki ses çıkarmadığım sürece beni fark etmeyecek diyerek kaykayımı elime alıp peşinden gitmeye başladım. Trafikte o kadar komik anlar geçirdim ki hâlâ hatırladıkça gülüyorum.


Bir yandan onu

arabalardan korumaya çalışıyordum bir yandan da ses çıkarmamaya uğraşıyordum. Takip operasyonum bir binaya girdiğinde son bulunca ben de geri dönmüştüm. Sahildeki kafelerden birinde beni bekleyen Yiğit yaya geçidindeki üstün performansıma şahit olduğu için aylarca dalga geçmişti. O gün orada olan bir kaç kişi de benim konuşma engelli olduğumu bu yüzden ses çıkarmadığımı düşünmüş. Yiğit bu yüzden de dalga geçmişti. Arabalar ona çarpmasın diye uğraşırken bir nevi kendimi rezil etmiştim ama hiç pişman olmadım. Onun için rezil olmaya değerdi.



İşte böyle İdil. Onu ilk kez sahilde şarkı söylerken görmüştüm. Sonra defalarca aynı yerde onu görebilmek için beklemiştim onu tekrar gördüğüm zaman ise sınavlarımın bittiği yağmurlu ocak günüydü. Hasta olduğum için pek iyi yapamamıştım. Topu defalarca son anda tutmayı başarmıştım. Moralim bozuk olduğunda şarkı dinleyerek yürümek ya da yağmurun altında yürümek beni rahatlatırdı o yüzden kaykay sürmeyip yürümeye karar vermiştim. Bir umut kafamı kaldırıp onu gördüğüm yere baktığımda yine kimse yoktu önüme dönüp on-on beş metre yürüdüğüm sırada ayağıma çarpan çubukla başımı kaldırmıştım. O bilmese de ilk o gün göz göze gelmiştik.


Tıpkı gökyüzü gibi masmavi gözleri vardı. Konuşurken stresten yumruklarımı öyle sıkmıştık ki bir kaç gün tekrar yumruk yapmakta zorlanmıştım. Nedenini bilmiyorum ama suç üstü yakalanmış yaramazlık yapan birçocuk gibi hissetmiştim.



“Affedersiniz.”


İlk söylediği şey buydu. Benimle konuşmuştu. Aklımdan yüzlerce kelime geçerken ağzımdan düşündüklerimin hiç biri çıkmamıştı.


“Hayır, hayır ben özür dilerim kusura bakmayın dalgındım önüme bakmadım eğer sopanız olmasaydı size çarpabilirdim.”


Söylediğim şeylerin ne anlama geldiğini sonra fark etmiş ve kendime kızmıştım. Gözlerim görüyordu amaondan daha kördüm. Belki de asıl kör olan bendim.


“Önemli değil.”


Yanımdan geçip gittikten sonra ıslak olduğunu bile bile şarkı söylediği yere oturmuştu. Neden bilmiyorum ama bütün cesaretim bir anda toplanıp yanına gitmem için baskı yapmaya başlamıştı. Merak etmiştim. Acaba nasıl hissediyordu. Neden o ıslak yere oturmuştu? Neden yağmurun altında ıslanıuordu? Denizi göremiyor ama sesini duyuyordu. Yağmuru duyamıyor ama tenine değişini hissediyordu. Beni görmese de yanına oturduğumda sanki geleceğimi biliyormuş gibiydi.


“Her gün bu yoldan geçiyorsunuz öyle değil mi? ”


“Efendim? Ah, evet... Siz bunu nereden biliyorsunuz? ”


“Kaykay... Kaykay sesinden. Buraya geldiğinde hep ses kesiliyor. ”


Ben onu daha önce fark etmesem de onun beni daha önce fark ettiği anlamına geliyordu bu. Göremese bile biliyordu. Aptalca bir mutluluk dalgası yayılmıştı içime. Saatlerce konuşmadan orada oturmuştuk. Sorularımdan hiçbirini soramamıştım ama onu trkrar görmüştüm sanırım bu bana yetmişti. Eve döndüğümde telefonları açmadığım ve sırılsıklam olduğum için azarlansam da mutluydum ve içimden bir ses onu görmeye devam edeceğimi söylüyordu.


03 Şubat 2024 17:17 1 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
3
Sonraki bölümü okuyun İkinci Bölüm

Yorum yap

İleti!
Naneli Şeker🌸 Naneli Şeker🌸
🌸
March 11, 2024, 06:27
~

Okumaktan zevk alıyor musun?

Hey! Hala var 4 bu hikayede kalan bölümler.
Okumaya devam etmek için lütfen kaydolun veya giriş yapın. Bedava!