ultramiller Emre Kısa

Eşsiz bir müziğe sahip inzivaya çekilmiş yaşlı bir adam, her ne kadar canı gönülden müziğini çalmak istese de yedi notadan fazlasını çalamaz. Müzik güzelliği ile doğayı değiştirme gücüne sahip olduğundan dolayı onu çalmaktan kaçınır. Son bir kez müziğini sonuna kadar dinlemek isteyen bu yaşlı adamın hikayesidir.


Kısa Hikaye Tüm halka açık.

#nota #müzik #türkçe #duygusal #doğa #yaşlı
Kısa Hikaye
2
5.4k GÖRÜNTÜLEME
Tamamlandı
okuma zamanı
AA Paylaş

Yedi Nota

Bir ileri, bir geri. Gıcırdayan ahşap seslerinin eşliğinde gözlerimi dinlendiriyordum. Sallanan sandalyem oldukça eskimişti. Zamanında onlarca kez tekrardan dikmiş olsam da, ömrü doldu sanırım. Artık titrek ellerim yüzünden iğne iplik tutamaz oldum. Titrek ellerim... evet. Yaşlılığın benden aldığı büyük bir nimetti ellerim. Yetmiş yıldır hiç sıkılmadan çaldığım kemanımı da yavaş yavaş kullanamaz hale geliyordum. Ne fark ederdi ki zaten? Artık kimse enstrümanlara elini sürmüyor, en azından kaliteli müzik duyamaz olduk. Zamanın gençleri yok mu... akla zarar müzik zevkleri var. Gürültüden farksız bu tatsız müzikler dışında artık hiçbir şey dinleyemiyoruz. Gerçek sanatçıların dünyaya iz bırakan şaheserlerini çalmaya kalkışan olursa ya hükümet onları tutukluyor, ya da müziğin büyüsüne fazla kapılıp kendilerini mahvediyorlar. Bu uğurda ölen bile oldu... Gençlik dönemimden beri biliyordum; müziğin doğa ile iç içe olduğunu. Kemanımı kapar yazlığımızın kırlarında ıssız bir düzlüğe oturur, saatlerce o müziği çalardım. Sanki o müziği çalarken etrafta öten cırcır böcekleri, rüzgarın sarstığı çimenler, ağaçlarda ötüşen kuşlar ıssızlaşır ve beni dinlerdi. Yıllar sonra öğrendim ki bana öyle gelmiyormuş, gerçekten de dinliyorlarmış. Şimdi başıma bir iş gelecek diye müziğimin adını bile anamıyorum. Biricik kemanımı elime alsam da, yedi notadan fazlasını çalamıyorum. Hayır, elimin titrediğinden değil, doğayı bozmamak adına çalmıyorum. Bir keresinde on notaya kadar şansımı zorladığımda, kır evimin bitki örtüsü değişiverdi. Ah... onca ses var çevremde, ama ne kadar da sessiz hissettiriyor bu dünya.

Çaldığım yedi notanın kimselere zarar vermemesi adına yalnız başıma uzaklarda yaşadığım kır evimin tavan arasına çıktım. Özenle muhafaza ettiğim kemanımı elime aldım ve tekrar o ilk yedi notayı çaldım. Her seferinde kendimi felaket bir boşluğun içinde hissediyorum. Devamını çalmak için vücudum kendiliğinden hareket ediyor, ama gözlerimi büyük bir tatminsizlik duygusu ile kısarak kendimi durduruyordum. Ne fevkalade bir melodi, ruhuma konuşuyor sanki... sırf ilk yedi notası bile, gözümden yaş getirmeye yetiyor.

Kafamın içinde müziğimin devamını getirirken, birisinin yumruk atarcasına çaldığı kapımın sesini duymamışım. Apar topar kemanımı yerine kaldırdım ve en aşağı kata indim. Kapımın deliği yoktu, kimin geldiğini bilmeden kapıyı açtım. Siyah üniformalı beş altı bereli evimin önünde dizilmişti. Buraya geldikleri arazi arabası, yolun yarısını yutmuş uzun ve sarı otların arasında zar zor görünüyordu. En önde duran uzun delikanlıya kafamı kaldırıp baktım: "Hayırdır inşallah?" dedim kapıyı tamamen açarak. Delikanlı beni görünce sert yüz ifadesini yumuşattı: "Amcacığım iyi günler. Yalnız mı yaşıyorsun?" Şaşkın ifademle arkada dikilmiş diğer elemanlara bakındım: "Evet, yalnızım." Delikanlı bir adım öne gelerek içeriye göz atmaya çalıştı: "Evini aramamızda bir sakınca yok değil mi amcacığım?" "Niye arayacakmışsınız ki? Burası benim evim." Delikanlı güldü: "Biliyorum amcacığım, merak etme evine bir şey yapmayacağız. Çok sürmez zaten, kısa bir arama yapmamız lazım." Kapıyı yavaşça sonuna kadar açtım ve içeri girmelerine izin verdim. "Evet beyler başlayın bakalım, ortalığı çok dağıtmayalım amca yalnız yaşıyormuş." Her biri evimin farklı köşelerine yönelip ortalığı aramaya başladılar. En arkadan giren o uzun delikanlıya tekrardan seslendim: "Delikanlı, nedir aradığınız? Bana sorsanıza ne diye paldır küldür girip ortalığı didikliyorsunuz? Ayıp değil mi?" Delikanlı ellerini arkada birleştirmiş, dimdik adamlarını izlerken bana cevap verdi: "Amcacığım evin senelerdir hükümetin gözünden kaçmış. Ruhsatsız enstrüman var mı diye arıyoruz. Merak etme, evini gözden kaçırmamız tamamen bizim hatamız. Aramamız bitsin rahat bırakacağız seni." Bunlarla hiç uğraşmak istemiyordum. Bunca kalabalığın evime intikal etmesi bile başımı ağrıtmıştı, ortalığı kurcalayan elemanların arasından geçerken söylendim: "Dur evladım dur, ya sabır..." üst kata çıktım ve kemanımı çantasıyla ve ruhsatıyla beraber aşağıya indirdim. Uzun delikanlının yanına yaklaşıp gösterdim: "Al, enstrümanım. Böyle hararetli iş mi yapılır ya?" Delikanlı ruhsatı inceledikten sonra kemanımı çantasından çıkarıp elinde evirip çevirmeye başladı. Başkalarının kemanıma dokunması beni nasıl rahatsız ediyordu size anlatamam. Bundan sonra bir güzel beziyle silmem gerekecekti. Delikanlı kemanımı kılıfına kabaca geri koydu: "Amcacığım bu kemanla sadece bu müziği mi çalıyorsun?" Ruhsatı bana çevirdi ve üzerinde o adını söyleyemediğim müziğin yazılı olduğu kısmı işaret etti. "Evet." dedim sabırsızca. Eliyle işaretler yaparak adamlarını kapının dışında topladı ve ruhsatıma gömleğinin cebinden çıkardığı bir kalemle bir şeyler yazmaya başladı: "Bu müzik yasak amcacığım. Bundan sonra bunu çalmamanı rica edeceğim senden." daha sonra cebinden bir broşür çıkardı ve bana uzattı: "Bunlar güvenle çalabileceğin şarkılar." dedi suratıma gülümseyerek, "haydi allahaısmarladık amcacığım, dikkat et kendine."

Arkalarından bir ton küfür sayarken kemanımı bir güzel pakladım. Verdikleri broşüre bakındım, ve ne göreyim! Saçma sapan kulak tırmalayan bir liste şarkı dizmişler. Bunları çalacağıma ölene dek müzik dinlememeyi yeğlerdim. Gereksiz fazla kullanılmış arpejler mi dersiniz, kulağa güzel geldiğini sandıkları perdeler mi dersiniz... içinde sadece medyada ünlü olmak adına yazılmış, kalp yerine endüstriye hitap eden monoton şarkılar vardı. "Hey Allah'ım!" diye ellerimi silkeledim. Kağıdı yırtıp attıktan sonra tekrar sallanan sandalyeme geçip oturdum, oracıkta da uyuya kalmışım.

Aradan haftalar geçmişti. Güzelim müziğimi özlemiştim. Hayatımın anlamı olan o yedi notayı da çalmama izin vermiyorlardı artık. Sonra kafama dank etti. Kimseciklerin olmadığı bu kır evimde kemanımı çalsam ne olacaktı ki? Kim duyacaktı ki, topu topu üç saniye süren yedi notamı çaldığımı? Hışımla yerimden kalktım ve kemanımı kapmak üzere çatı katına çıktım. Kemanımı elime aldıktan sonra onunla bir süre bakıştım ve kendimi sakinleştirdim. Sınırına dayanmış titrek ellerimle bir kez daha çaldım sevgili notalarımı. Öyle özlemiştim ki... o yedi nota hiç bitmeyecekmiş gibi hissettim. Ardından çatı katımdaki pencerenin bir anda patlamasıyla irkildim. O anda farkında vardım, özlemime yenik düşüp kendimi kaybetmiştim. Haddimden fazlasını çalmıştım o müziğin. Endişeyle kırık camımdan dışarıya baktım. Sarı uzun otlukların büyük bir kısmında yetişkin meşe ağaçları bitmişti. Müziğimi öyle bir duyguyla çalmıştım ki, evimin altında küçük bir tektonik harekete sebep olmuştum, bu da zeminde çatlaklar çıkmasına, evimin bazı kısımlarının dökülmesine ve camımın patlamasına sebep olmuştu. Yaptıklarımdan büyük pişmanlık duyarak tekrar sandalyeme oturdum. İlk defa kendimi bu kadar kaptırmıştım.

Çok geçmeden aynı münasebetsizlikle tekrar kapım çalındı. Bu sefer delikten bakmama gerek yoktu, hatta kapıyı açmama bile gerek yoktu kim olduğunu anlamak için. Tekrar gelmişlerdi, büyük ihtimalle yakayı ele vermiştim. Kapıyı çatık suratımla açtım, beni karşılayan ise benimkinden daha çatık bir surat oldu: "Selam amcacığım, kemanına el koymamız gerekiyor." dedi durgun bir sesle. "Olmaz... olmaz." dedim kafamı iki yana sallayarak. Endişeden ölecek gibi hissettim. Daha fazla konuşmaya devam etmeden hemen yukarı çıktım hızlı adımlarla. Kemanımı aldım ve sıkıca sarıldım ona. Bereliler de hemen ardımdan yukarı çıktılar ve çatı katıma girdiler. Elimde kemanımı çalmaya hazır bir şekilde beni gördüklerinde nasıl ürktüler size kelimelerle anlatamam. Hemen silahlarına -sırtlarında asılı olan çeşitli enstrümanlara- asıldılar. Uzun delikanlının arkasında bando gibi dizildiler ve hazırda beklediler. Kulaklarında bir çeşit kulaklık takılıydı, kendi müziklerini duymamak adına takıyorlardı. Oracıkta beni ve evimi ortadan kaldırmaya niyetlenmişlerdi, o derece güçlüydü işte müziğimin etkisi. O an korku hissi yoktu içimde, benim canım müziğimi bastırabilecek ne çalabilirlerdi ki? İsterlerse yüz kişilik bando kurup gelsinler, tek yaptıkları enstrüman sayısını arttırmak olurdu. Gururla gülümseyip kayışımı kemanımın o reçineden tozlanmış tellerine sürmeye başladım. Yıllar boyunca yedi notadan fazlasını çalamadığım müziğimi sonuna kadar çalmaya şartladım kendimi. Müziğime hiç yapamadığım kadar etkili girdim. İlk notanın yankılanması ile birlikte evimden çatırdamalar gelmeye başladı. Gözlerimi kapadım, sadece bileklerimin hareket etmesine izin verdim. Heyecandan dudaklarımı ısırıyordum. Gözlerimi açıp o saygısız berelilere ne yapmışım diye baktım. Uzun delikanlı arkasındaki adamlarına durmalarını işaret etmiş öylece beni izliyordu. Bana karşı koymaya çalışmıyorlardı. Bununla dikkatim dağıldı ve kendi çaldığım müziğe kulak verdim. Doğru değildi, benim müziğim böyle değildi... O kadar heyecanlanmıştım ki kafamın içinde sanki doğru çalıyormuşum gibi duyuyordum müziğimi. Ellerim hiç olmadığı kadar titriyordu. Yaşlılığın müzik çalmama engel olacağı an bu an mıydı gerçekten? Er ya da geç ellerimin titremesi yüzünden müzik çalamayacağımı biliyordum, ama sadece bugünlük olmamasını istiyordum. Sonunda her şeyi hiçe sayıp müziğimi kendimi tutmadan çalabileceğim bu anda neden böyle olmak zorundaydı? O an tansiyonum yükseliverdi. Başım döndüğü için duvara yaslandım, kemanımı elimden düşürdüm. Delikanlı suratıma dimdik baktı: "Bizimle gelmen lazım amcacığım, hadi. Bak tansiyonun da yükseldi Allah muhafaza başına bir şey gelecek". Dizlerimin üstüne çökmüş yere bakarken, kendi düşüncelerim dışında hiçbir şeyi duymuyordum. Müziğim bana ihanet mi etmişti? Yoksa ben mi ona ihanet etmiştim? Bunca sene neden çalmadım acaba? Müziğimden daha değerli ne vardı da onu çalmaktan sakındım? Kemanıma uzanmak istedim, ama kırılmıştı; artık kullanılamazdı. Delikanlı beni kolumdan tuttu ve dışarı çıkardı. Arazi arabalarının arka koltuğuna oturtacaklardı ki, onlardan biraz hava almama izin vermelerini istedim. Yaşlı olduğum için bir yere kaçamayacağımı biliyorlardı, bu yüzden izin verdiler. Senelerimi harcadığım kırsalımın saç tellerinin arasında ciğerlerimi havayla doldurdum. Rüzgar ne güzel vuruyordu yüzüme, ne güzel cıvıldıyordu kuşlar. Önce hafif başladım; ne de olsa sesimi çok uzun süredir kullanmıyordum. İlk yedi nota, kırık sesimle mırıldandım... Sonra devamını getirdim, sesimi yükselttim. Göğe doğru şarkımı tüm içtenlikle haykırdım. Doğa yine beni dinledi. Rüzgar durdu, kuşlar sustu. Şarkımı sonuna kadar söyledim, ağzımda gözyaşlarımın tuzlu tadı kaldı. Yüzüme vuran güneşle bakıştık. Kollarımı iki yana açtım: "Ah, güzel şarkım... Kimse seni çalamıyor diye mi güzelsin? Yoksa güzel olduğun için mi kimse seni çalamıyor?" konuşmam yavaşladı, sesim kısıldı: "Benle beraber ölecek misin sen de?".

"Nerelere gitti bu adam? Arayın şunu, başına bir şey gelmemiştir inşallah." diye adamlarıma emir verdim. Onlar didik didik etrafı arasa da, nihayetinde onu bulan ben oldum. Hayatımda hiç böyle büyüleyici bir manzara görmemiştim. Yaşlı adam kollarını açmış güneşe bakıyordu. Çevresinde lalelerden oluşan kusursuz bir daire oluşmuştu. Rengarenk kuşlar kollarının üzerinde sanki ağaç dalıymış gibi dizilmişti. Güneşin ışığı sanki sadece o daireye düşüyormuş gibi yansıyordu. Yavaş adımlarla ona yaklaşırken iki elimle beremi düzelttim: "Görüyorum amcacığım, müziğin gerçekten çok güzelmiş."

02 Aralık 2023 16:00 6 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
4
Son

Yazarla tanışın

Emre Kısa I am a light novel writer who is highly inspired by Jujutsu Kaisen, Hunter x Hunter, Hollow Knight, Solo Leveling etc. If you like action packed dark stories then look no further and read Catharsis now. (Soon to be translated into English, stay tuned for updates)

Yorum yap

İleti!
Yu Mə Yu Mə
Çok güzel yazmışsınız. Farklı bir dünya.. müziğe karşı farklı yaklaşımları, çaresizliği, tutkuyu okuduğum cümlelerde çok iyi yansıtmışsınız. Böyle kendine has konusu olan, alışılmışın dışında eserleri okumak çok güzel bir duygu. Emeğinize sağlık ✨
May 19, 2024, 16:04
Naneli Şeker🌸 Naneli Şeker🌸
Kaleminize sağlık🌸✨ Müziğin yasaklandığı daha doğrusu kısıtlandığı bir dünya düşünemiyorum. Yaşlı adamın yaşlılıktan ellerinin titremesi ve doğru çaldığını düşündüğü halde çalamaması... Kendi geleceğimi düşündüm çalmayı sevdiğim şarkılar yasaklansa ve artık doğru çalamasam ne olur diye... Merak etme amca gençlerde hâlâ iş var. Belki keman çalamıyor ama kalimbasına aşık bir genç burada var.
May 17, 2024, 09:17

  • Emre Kısa Emre Kısa
    Teşekkür ederim güzel sözlerin için çok güzel yorumlamışsın 🥲 Şarkıcı olduğun için zayıf noktana denk gelmiş sanırım djjdjd May 17, 2024, 10:24
Dila Atman Dila Atman
Başarılar diliyorum! Birbirimize destek olabilir miyiz? Yeniyim ♡ birbirimizi takip edip bölümlerimizi oylayabiliriz
December 22, 2023, 19:51
Dila Atman Dila Atman
Başarılar diliyorum! Birbirimize destek olabilir miyiz? Yeniyim ♡ birbirimizi takip edip bölümlerimizi oynayabiliriz
December 11, 2023, 16:38
İlayda Yavuzoğlu İlayda Yavuzoğlu
Kitaplarıma şans verir misiniz? Karşılıklı beğeni ve takip yapabiliriz. Sizde ne kadar bölüm varsa o kadar oy atın ben de dönerim
December 10, 2023, 22:48
~

İlgili Öyküler