burak_kahveci Burak Kahveci

Gölge, intikam ateşiyle geri dönüyor! Bu sefer düşman çok daha güçlü ve acımasız. Düşmana doğru attığı her adımda geçmişin gölgesi, geleceğin üzerini örtüyor.


Suç 13 yaşın altındaki çocuklar için değil. © Tüm Hakları Saklıdır

#noir #dram #cosanostra #romantizm #aşk #aksiyon #ölüm #dostluk #mafya #sevgi #macera #polisiye #dedektif #psikoloji #gerilim #intikam #kabus #suç #şiddet #polis #ajan #yağmur #gizliörgüt #ingiliz #derindevlet #italyan #londra #mezarlık #mi5 #sicilya
1
2.5k GÖRÜNTÜLEME
Devam etmekte - Yeni bölüm Her 2 günde bir
okuma zamanı
AA Paylaş

Bölüm #1 - İstenmeyen Borç

Perdenin arasından sızan güneş ışığının yüzüme vurmasıyla gözlerimi araladım. Yorucu bir geceydi doğrusu, her zaman öyle değil midir? Erken kalkmayı hiçbir zaman sevmedim. Bir de şu kahve kokusu ve pikaptan süzülen notalar olmasa işim çok zordu. Kalkar kalkmaz ilk iş, o günkü ruh hâlime göre bir plak takar sonra da ocaktaki suyun kaynama sesini beklerdim. Kahvemi içene kadar hep bir önceki güne aittim sanki.

Kahvenin kokusu, notalar ve perdeden süzülen güneş ışıklarının müzikle ahenkli uyumu ve birden dün geceki olaylar geldi aklıma. Sanki bir filmi geriye sararmışçasına. Perdenin ardından süzülen güneşin beni rahatsız ettiği, gözümü ilk açtığım o ana döndü zaman. Notalar, masada duran kupadan odaya yayılan kahve kokusu sanki yok olmuştu. Güneş de yüzüne hain bir ifade takınmıştı bu gün. Derin bir sessizlik vardı şimdi, içeride de dışarıda da. Bu derin sessizliği salona doğru yaklaşan Francesco’nun ayak sesleri bozdu.

“Uyandınız mı efendim?”

“Evet Francesco.”

“Kahveniz soğumuş, yeni bir tane ister misiniz?”

“Teşekkürler Francesco, sen olmasan ben ne yapardım?”

“Bilmem, belki de yeni bir hizmetçi arardınız efendim.”

“Bu gün yine çok şakacısın.”

“Hep öyle değil midir efendim?”

Frencesco benim için bir hizmetçiden çok, bir aile, bir dosttu. O olmasa bu koca evde çoktan yalnızlığımın içerisinde yok olup gitmiştim. Francesco çok uzun yıllardır ailemin sadık hizmetkârı olmuştu. Çok konuşkan biri değildi. Her zaman gerektiği kadar konuştuğunu söylerdi.

“Siz uyurken bir telefon geldi efendim.”

“Kim aradı?”

“İspanya'dan aradılar.”

“İspanya mı?” “Evet efendim.”

“Kimmiş peki arayan?”

“Babanızın eski bir dostu, Salvador Santos.”

“Evet, onu hatırladım.”

Nasıl unutabilirdim ki? Bir keresinde hayatımı kurtarmıştı. Babam sıkça iş seyahatlerine çıkardı ve bir çok ülkede dostları vardı. Bir seyahatinde beni de yanına aldı ve İspanya'ya gittik. Salvador Santos'la da orada tanıştım. Kısa boylu fakat sağlam yapılı bir adamdı. Babam, birkaç gün içinde işlerini tamamladı ve dönüş için hazırlanmaya başlamışken bir telefon geldi. Mr.Santos'un bizi kır evinde birkaç gün misafir etmek için ısrar ettiğini söyledi. Bu teklife çok sevinmiştim. Çünkü hem İspanya'yı sevmiş, hem de babamla ilk kez bu kadar yakın olma fırsatı yakalamıştım. Babam benim de istekli olduğumu görünce teklifi kabul etti ve kır evine gittik. Ağaçların içerisinde, ahşap, tek katlı bir evdi. Çok gösterişli değildi, fakat insana huzur veriyordu. İlk dikkatimi çeken şey, bahçede bağlı olan av köpekleri oldu. Biri siyah beyaz, öteki kahverengiydi. Güzel ve bakımlılardı. Ancak yabancıları pek sevdikleri söylenemezdi. Mr.Santos bizi eve davet etti ve içecek bir şeyler ikram etti. İçerisi adeta bir doldurulmuş hayvan müzesiydi. Ben doldurulmuş hayvanları ve duvarda asılı tüfekleri incelerken, babamla Mr.Santos arasındaki muhabbet de koyulaşmıştı. Babam da zaman zaman İtalya'da avlanmaya giderdi. Fakat yaşım küçük olduğu için hiçbir zaman onunla gidememiştim. Sonra birden aklımı okurmuşçasına, Mr.Santos İspanya'da bu zamanların av mevsimi olduğunu, istersek yarın ava gidebileceğimizi söyledi. Babam da teklifi kabul etti. Ancak benim ava gelemeyecek kadar küçük olduğumu söyledi. Tam ümitlerim kırılmak üzereyken Mr.Santos araya girdi. Kendisinin bizzat bana göz kulak olacağını söyledi ve babamı ikna etti. O andan itibaren, yeni tanıştığım bu yabancıyı sevmeye başlamıştım. Ertesi gün herkesten önce kalktım. İçim içime sığmıyordu. Avlanmak çok da umurumda değildi aslında. Bu duruma daha çok babam ve yeni tanıştığım bu yabancı ile birlikte ormanda macera dolu bir gün gözüyle bakıyordum. Çok geçmeden onlar da kalkıp hazırlandılar. Mr.Santos evinin arkasına dolaşıp, o ana kadar fark etmediğim için hayret ettiğim büyükçe bir Jeep'le evin önüne geldi. Jeep'e bindik ve ormanın derinliklerine doğru yolculuk başladı.

Ormanın iç taraflarına doğru ilerledikçe, içimdeki heyecan daha da artıyordu. Yirmi dakika kadar sonra av yapacağımız yere gelmiştik. Babam ve Mr.Santos tüfeklerini doldururken, ben de bir kenarda merakla onları izliyordum. Mr. Santos onları izlediğimi fark edince, bana doğru yaklaştı ve “Avda silahsız gezmek olmaz” dedi. Belinden tek hamlede sapı gümüş işlemeli bir av bıçağı çıkardı ve bana verdi. Çok mutlu olmuştum. Birden babam tüfeğine davrandı ve ateş etti. İlk avımız bir tavşandı. Babam tavşanı Jeep’e götürürken mutluluğu ve heyecanı yüzünden okunuyordu. Kendini avın heyecanına kaptırmış ve beni unutmuştu. Ormanın derinliklerine doğru yeni avların peşine düşmüştü. Mr.Santos’da onun peşinden gitmişti. Ben de bir ağaç dibinde, yerde bulmuş olduğum bir dal parçasını sivrilterek oyalanıyordum.

Ağaçların arkasından çıtırtılar gelmeye başladığını duydum. Çıtırtıların sesi gittikçe yaklaşıyordu. İçimde bir şeyler donup kalmıştı sanki. Birden ağaçların arkasından büyükçe bir boz ayı çıkmıştı. Şaşkınlık içerisinde, o heybetli hayvanın eşsiz silüeti karşısında hipnoz olmuştum. Beni uyandıran da, yine o hayvanın korkunç sesi olmuştu. Korku içerisinde çığlık atmış ve titreyen ellerimin ucundaki bıçağı ayıya doğrultmuştum. Hayvan bu hareketimden pek hoşlanmamış olmalı ki, hızla üzerime doğru koşmaya başlamıştı. Bıçağı elimden düşürmüş ve gözlerimi kapatmıştım. Sonumun koşarak bana doğru gelişini duyabiliyordum. Tam o anda bir el silah sesi geldi. Ve sonra bir tane daha. Gözlerim hâlâ sımsıkı kapalıydı. Ortalık birden çok sessiz olmuştu. Tek duyabildiğim büyükçe bir şeyin devrilme sesiydi. O anda gözlerimi açmıştım. Ayının cansız bedeni beş metre uzağımda kanlar içinde yatıyordu. Kafamı sağa doğru çevirdiğimde, Mr.Santos’un bana gülümsediğini gördüm. Soğukkanlı bir adamdı. Bana bakarak “Korkma evlat, babana seni koruyacağıma dair söz verdim” dedi.

Daha sözünü bitirmemişti ki, ağaçların arasından koşarak babam geldi. Bu sefer yüzünden okunan mutluluk ve heyecan değil, korku ve utançtı.

“Üzgünüm oğlum, seni yalnız bırakmamalıydım. Ava kendimi fazla kaptırdım sanırım.” Bu sözler ağzından çıkarken çok üzgün görünüyordu.

Mr.Santos, bu hüzünlü ortamı neşeli sesiyle bozmuştu.

“Hadi ama, bu kadar kederlenecek bir şey yok. Bir boz ayı vurduk. Oldukça güzel ve büyük bir ayı. İzin verin bu ayının postunu sizin için hazırlatayım. Bir hatıra olarak.”

Babam teşekkür etti ve av maceramız orada sona erdi. Ne günlerdi ama. Uzun zamandır Salvador Santos’la görüşmemiştim. Sanırım en son babamın cenaze töreninde görmüştüm onu. Acaba bu kadar zaman sonra beni aramasına sebep olan şey neydi?

Birden Francesco’nun bana seslendiğini fark ettim.

“Daldınız efendim.”

“Eski günler Francesco, eski güzel günler geldi aklıma. Peki bir şey söyledi mi Mr.Santos?”

“Hayır efendim. Özel olduğunu söyledi. Ben de, uyanınca sizin onu arayacağınızı söyledim.”

“Tamam Francesco. Benim şimdi çıkmam lazım. Onu ofisten ararım.”

“Peki efendim. Benden bir isteğiniz yoksa odanızı toplamaya gidiyorum.”

“Tamam Francesco.”

“İyi günler efendim.”

“Francesco.”

“Buyurun efendim.”

“Kendini fazla yorma.”

“Tamam efendim.”

Çıkmadan önce camdan dışarıya baktım. Hava yağmurluydu. Üzerime siyah paltomu alıp çıktım. Bir sonbahar sabahında Londra'da daha sıradan bir hava olamazdı. Bazılarının aksine yağmur beni hiç rahatsız etmezdi. Aksine yağmurlu havaları severdim. Özellikle de şiddetli yağan yağmurları. Gök gürültüsünün sesi ve kara bulutlar arasında gökyüzünü parçalarcasına beliren şimşekler her zaman beni büyülerdi. Şömine karşısında keyif yaparken, pikapta çalan klasik müziğe yağmurun ritim tutması en büyük keyiflerimden biriydi. Zaman zaman da salonda duran piyanoyla ben eşlik ederdim yağmura.

Garaja girip, o çok sevdiğim altmış dört model siyah Mustang’ime binip ofisin yolunu tuttum. Radyoda sabah haberlerini dinlerken, spiker bütün bir haftanın yağmurlu geçeceğini bildiriyor ve şemsiyesiz çıkılmaması konusunda uyarıyordu. Yağmur damlaları ön cama şiddetle çarparken, silecekler hızla bir sağa, bir sola hareket ediyordu. Ofise neredeyse birkaç dakikalık yolum kalmıştı. Ofise girmeden önce köşedeki tütüncüden biraz pipo tütünü aldım. Sonra bu bana komik geldi. Çünkü bizim meslekten olanlar için pipo çok klişeleşmiş, hatta sembolleşmiş bir şeydi. Ama uzun yıllardır sigara içiyorum ve biraz farklılıktan kimseye zarar gelmez. Hem piponun kendine has bir çekiciliği olduğunu inkâr etmek de aptalca olurdu.

Ofis yine her zaman ki gibi sessiz ve karanlıktı. Yalnız olmayı sevdiğim bir gerçekti. Yine de telefonlara bakan ve kahvemi hazırlayan bir sekreter olsa hiç de fena olmazdı doğrusu. En son işe aldığım kız da olay yerinde çekmiş olduğum fotoğrafların üzerine kahve dökünce yine yalnız kalmıştım. Aslında doğruyu söylemek gerekirse, o kızı yalnızca kahve döktüğü için işten çıkarmamıştım. Biraz aptal bir kızdı ve birkaç defa tuttuğu yanlış notlar yüzünden yanlış yerlere gitmiştim. Kültürsüz ve aptal insanlara karşı çok tahammülüm yoktu. Babamın da dediği gibi, düşünmedikten ve kendimizi geliştirmedikten sonra hayvanlarla aramızda hiçbir fark kalmazdı.

Panjurları ve camı açıp ofisi havalandırdım. İçeriye giren temiz hava dünden kalma tütün kokusunu ferah bir yağmur havasıyla değiştirdi. Yavaş yavaş midemin kazınmaya başladığını hissettim. Fırını aradım ve kendime güzel bir turta söyledim. Turtamın gelmesini beklerken de, ocağa kahve suyu koydum. Daha su kaynamadan kapı çalmıştı. Turtaları getiren küçük çocuk nefes nefeseydi. Bahşişini hiç eksik etmezdim. O da ben sipariş verdiğim zaman, silah sesini duymuş kısa mesafe koşucusu gibi koşar gelirdi. Bahşişi verdiğimde suratında oluşan ifadeyi çok severdim. Gülünce, tombul yanaklarında gamzeler belirirdi. Turtamı alıp koltuğuma oturuyordum ki, içeriden suyun kaynama sesi geldi. Kendime güzel bir kahve yapıp turtamı atıştırmaya başladım. Enfesti doğrusu. Taze ve sıcak. Turtam biter bitmez de, babamdan kalan pipomu kabından çıkardım. Briar ağacından yapılmış, güzel işçiliği olan bir pipoydu. Orta kısmında gümüş bir yüzük vardı. Babam pipo içmeyi severdi ve güzel bir pipo koleksiyonu vardı. Babamı kaybettiğimde, koleksiyonu da bana kalmıştı. Ancak bu güne kadar o pipolardan hiçbirine dokunmamıştım. Pipomu özenle doldurdum. Tam ortasına hava deliğini açtım. Yakmadan önce bir kaç deneme nefesi çektim. Piponun iyi yanması, kalitesi ve düzgün doldurulmasıyla eş orantılıydı. Ardından pipomu yaktım. Pipodan çıkan duman, bir yağmur bulutu gibi üstümde toplandı ve odayı hafif bir vanilya kokusu sardı. Müzik, kahve ve pipodan oluşan keyif üçgeni içinde otururken, Mr.Santos’u aramam gerektiğini hatırladım. Pipomdan bir nefes daha aldım ve numarayı çevirdim.

“Santos mansion.”

“İyi günler, adım Dante Leone. Salvador Santos'la görüşebilir miyim lütfen.”

“Bir dakika bekleyin senior.”

“Tamam bekliyorum.”

“Buyurun.”

“Sr.Santos.”

“Danteee uzun yıllar oldu evlat, nasılsın? İngiltere'de işler yolunda mı bakalım?”

“İyiyim Sr.Santos, siz nasılsınız?”

“İyi olmaya çalışıyoruz evlat.”

“Francesco özel bir konuyla ilgili olarak beni aradığınızı söyledi.”

“Evet Dante, ben lafı dolandırmayı pek sevmem. Ufak bir sorunum var ve bana senin yardımcı olabileceğini düşündüm.”

“Elbette Sr.Santos. Yardımcı olabileceğim bir şey ise tabii ki yardım ederim. Sorun nedir?”

“Oğlum Miguel’i hatırlıyor musun?”

“Evet hatırlıyorum. En son babamın cenazesinde görmüştüm. Ne oldu, yoksa Miguel’in başına bir şey mi geldi?”

“Miguel büyüdükçe çok asi bir çocuk oldu ve yapmaması gereken şeyler yaptı. Anlayacağın başı biraz dertte. Buradan uzaklaşması lazım. Başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”

“Benden tam olarak ne yapmamı istiyorsunuz Sr.Santos?”

“Londra'da bir dedektiflik bürosu açtığını duydum. Oldukça da başarılıymışsın. Miguel'i yanına alırsan, güvende olacağını düşünüyorum. Hem sana da yardımcı olur. Duyduğuma göre yalnız çalışıyormuşsun.”

“Sr.Santos, Miguel'i seve seve misafir ederim. Ancak dedektiflik zor ve tehlikeli bir iş. Miguel'i bir tehlikeden uzaklaştırırken bir başka tehlike içine atmak, bana pek mantıklı gelmiyor.”

“Evlat seni anlıyorum. Ancak Miguel yanına yalnızca bir misafir olarak gelirse, başı daha çok derde girebilir. Miguel'i ne kadar tehlikeden uzak sakin bir hayatın içine atmak istediysem, bir o kadar tehlikenin içine daldı. Onu artık burada tutmam da mümkün değil. Son girdiği kavgada bir polisin burnunu kırdı. Her ne kadar çeşitli mevkilerde tanıdıklarım da olsa, artık onu korumaya gücüm yetmiyor.”

“Peki efendim, benim sözümü dinliyeceğini size düşündüren nedir?”

“Dinlemek zorunda, başka çaresi yok. Hem bu dedektiflik işi onu heyecanlandırdı. Çuvallamak istemeyecektir.”

“Bilemiyorum Sr.Santos, yine de çok aklıma yattığını söyleyemeyeceğim.”

“Dante, en azından bir süreliğine idare et. Sorun çıkarırsa onu İspanya'ya kendi ellerimle getireceğim. Hiç değilse bu arada sular biraz durulur.”

“Peki Sr.Santos, nasıl isterseniz.”

“Gracias Dante, beni geri çevirmeyeceğini biliyordum.”

“Miguel ne zaman yola çıkacak?”

“Bu cumartesi.”

Bir an bu soruyu sorduğuma pişman olmuştum. Çünkü günlerden perşembeydi ve gelmesine yalnızca iki gün vardı.

“Hangi havaalanına inecek peki?”

“Heathrow havaalanı olması lazım.”

“Pekala Sr.Santos. Miguel’i hava alanından alırım.”

“Gracias Dante.”

Telefonu kapattıktan sonra keyfim biraz kaçmıştı. Tüm bu yoğunluk ve koşturmacanın yanında bir de çocuk bakıcılığı, oldukça can sıkıcıydı. Ama geçmişten gelen bu yabancıya bir can borcum vardı. Ve ben, kimseye borçlu kalmayı sevmem.

15 Kasım 2023 00:37 4 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
3
Sonraki bölümü okuyun Bölüm #2 - Hoş Geldin Miguel

Yorum yap

İleti!
Dila Atman Dila Atman
Çok teşekkür ediyorum ben de sizi destekleyeceğim ☆ kitaplarımızı takip edersek yeni bölüm gelince haberimiz olur ☆
January 13, 2024, 11:33
Dila Atman Dila Atman
Başarılar diliyorum! bölümlerimizi oylayabiliriz
January 13, 2024, 10:56

  • Burak Kahveci Burak Kahveci
    Kitabınızı destekleyebilirim. Karşılığında beğeni beklemiyorum. Okumak isterseniz ve hoşunuza giderse beğenirsiniz. January 13, 2024, 11:25
İlayda Yavuzoğlu İlayda Yavuzoğlu
Kitaplarıma şans verir misiniz? Karşılıklı beğeni ve takip yapabiliriz. Sizde ne kadar bölüm varsa o kadar oy atın ben de dönerim.
December 10, 2023, 22:54
~

Okumaktan zevk alıyor musun?

Hey! Hala var 41 bu hikayede kalan bölümler.
Okumaya devam etmek için lütfen kaydolun veya giriş yapın. Bedava!