naneliseker4 Naneli Şeker🌸

Eski Ahit'te yazılanlara göre zamanlardan birinde İska denen varlıklar yaşarmış. Kuzgun kanatları, yılan gözleri, kurt pençeleri ve kulakları, kan emen dişleri olan bu yaratıklar hiç de dost canlısı değillermiş. Sahip oldukları lanet yüzünden çıldırınca okyanusun koruyucusu tarafından çoğu katledilmiş yaşayanlarsa sadece bebeklermiş. Zavallı bebekler ailelerini kaybettikleri yetmezmiş gibi bir de adalarından sürülmüşler. Ölüm Adası yani İskalan zamanı geldiğinde her İska'nın geri döneceği yermiş. İskalar adalarına döndüklerinde dünyadaki diğer ırklarla Eski Ahit'i imzalamışlar ve bir yemin etmişler. Ne olursa olsun adalarından bir daha ayrılmayacak ve dünya düzenini bozmayacaklarmış. Verdikleri sözü yıllar boyunca tutmuşlar ta ki lanet tekrardan kontrolden çıkıp tarih tekerrür edene kadar.


Fantastik tarihi fantezi 13 yaşın altındaki çocuklar için değil.

#fantastik #
1
2.9k GÖRÜNTÜLEME
Devam etmekte - Yeni bölüm Her 30 günde bir
okuma zamanı
AA Paylaş

Birinci Bölüm

“Peri masallarında gerçek aşk laneti bozardı. Prens ve prenses sonsuza dek mutlu yaşardı. Oysa gerçeklik böyle değildi. Prensesi lanetleyen prens ona aşık olmuştu ama aşk laneti bozmamıştı. Prenses ölmüş prens sonsuza dek acı içinde yaşamıştı. ”


~



Gözlerimizin önündeki manzaranın bizi etkisiz hâle getirmek için planlandığını bilsek de dans eden kızlardan gözlerimizi çekemiyorduk. Sanki büyülenmiş gibiydim. Esmer tenlerinin üzerinde ahenkle hareket edip şıkırdayan metal parçaları hipnoz ediyor gibiydi. Kadın olduğum halde ben bile bu kadar etkilendiysem erkekleri düşünemiyordum. Aslında kıskanmıştım. Kendilerini müziğe bırakıp dünyayı umursamıyormuş gibi dans edişlerini kıskanmıştım. Bundan zevk alıyor gibi görünüyorlardı. Ayakları sanki hiç yere basmıyormuş gibiydi.


Yüzlerinin yarısını örten peçeler kadınlar dans ettikçe uçuşuyordu. Çıplak tenlerinden kayıp gidecekmiş gibi duran incecik kumaşlar bile dans edişlerine saygı duyuyor gibiydi. Bir anlığına sadece bir anlığına onların yerinde olmak istedim. Kimseyi umursamadan kendimi rüzgara bırakmak ve... Olmadığım biri gibi yaşamayı bırakmak... Erkek gibi davranmak zorunda olmadığım, korkularım yüzümden uykusuz kalmadığım bir hayat yaşamak istedim.



Gözlerim Rahan’a kaydı. Bir an önce kendimize gelmemiz gerekiyordu. Diğerleri bunun pusu olduğunun farkında mıydı bilmiyorum ama Rahan’a baktığımda o dansçı kadınlara bakmıyordu. Ona baktığımı görünce sırıttı. Ben de derin bir nefes verdim neyse ki aklı başındaydı ve anlamıştı tuzağa düşmek üzere olduğumuzu.



“Gösteriniz beni benden aldı hanımlar ancak yetişmemiz gereken bir gemi var. Takdir edersiniz ki gece çölü geçmek oldukça zor. ”


Rahan’ın sözleriyle kadınlardan en önde duran gözlerini araladığında içim ürperdi. Esmer tenine dökülen açık mavi saçları vardı. Tomern’li olduğunu keskin pembe gözlerini görene kadar anlamamıştım. Bizi engellemeye çalışan aramızın sürtüşmeli olduğu Yuan İmparatorluğuydu. Tomern ile hiçbir sorunumuz yoktu çünkü onlar güneyde bir ada ülkesiydi. Kendini izole etmiş bir ada krallığıydı. Efsaneye göre bu krallığı bir deniz kızı kurmuş. Halk bu deniz kızının soyundan geliyormuş bu yüzden ya pembe ya turuncu ya da mor gözle doğmuş doğan çocuklar. Gözlerinin gizemli bir gücü olduğunu duymuştum ama ne olduğunu hatır-



“ Gözlerinizi kapatın çabuk! ”



Rahan’ın uyarısını çok geç fark etmiştim. Vücudumdaki bütün kan çekiliyormuş gibi hissettiğimde aklıma çocukken geneleve gelen bir hikaye anlatıcısından duyduğum efsane geldi. İşte şimdi hatırlamıştım.


Benim gibi kimsesiz çocuklar şanslılarsa ya bir aile onlara göz kulak olurdu ya da acıyan bir soylu evine hizmetçi olarak alırdı. Diğerleri ise ise arka sokaklarda ölüme terk edilirdi. Ne yazık ki şanssız olanlardandım. Ölüme terk edilsem daha şanlı olurdum. Ne annemi ne babamı hiç tanımadım. Daha yeni doğmuş bir bebekken genelevin önüne bırakılmışım. Yeni doğum yapan hizmetçi kadınlardan biri bana acımış ve müdüre yalvararak beni içeri almış. Beş yaşına kadar gerçeklerin farkına varamadan süt kardeşim Zaid ve diğer hizmetçilerden birinin oğlu olan Asai ile birlikte genelevin küçük deposunda büyümüştüm.



Büyüdükçe ten rengim daha da dikkat çekmeye başlayınca süt annem bana bir şey olmasından korktuğu için dışarı çıkmama izin vermemeye başlamıştı. Tuhaf olan sadece ten rengim değildi ne yazık ki. Umet kavurucu sıcağı ile ünlü bir çöl ülkesiydi. Halkın hepsi güneş yüzünden koyu renk tene sahipti oysa ben açık tenliydim. Üstelik ten rengime tamamen zıt olan simsiyah saçlarım vardı. Sağ kolumdaki benler belirginleştikçe tuhaf olmamın nedeni ortaya çıkmıştı. Sekiz yaşındayken geneleve ünlü bir hikaye anlatıcısı geldiğini duyunca Asai ile birlikte gizlice onu dinlemeye gitmiştik. Zaid hasta olduğu için gelmek istememişti. Aslında annesinden korktuğu için gelmemişti ama hasta olduğunu bahane etmişti. Zaid biraz ürkek bir çocuktu. Ona kıyasla Asai burnunun dikine giden inatçının tekiydi. Zaid’in babası uzak ülkelerden birinden gelen işçilerdendi bu yüzden Zaid’in masmavi gözleri vardı. Koyu ten rengi ve koyu kahve saçlarıyla birleşince sanki parlıyor gibiydi. Asai ise aslında bir hizmetçinin oğlu değildi. Genelevde doğmuş gayrimeşru çocuklardan biriydi. Annesi aylarca hamile olduğunu bir şekilde saklamayı başarmış ve sonunda Asai doğmuş. Asai’nin babası zengin bir soyluymuş. Annesine onu genelevden kurtaracağına dair söz vermiş ama bir suikastta hayatını kaybetmiş. Annesi de doğumda ölünce kimsesiz kalmış Asai. Onu da hizmetçilerden biri büyütmüş. Asai’nin, Zaid ve benimle beraber saklanmasının nedeni saçları ve göz rengiydi. Kızıl saçları ve kehribar rengi gözleri vardı. Yalnızca yüksek rütbeli soyluların sahip olduğu kanın simgesi olan kehribar gözleri babasının oğlu olduğunun kanıtıydı. İşte biz üç silahşorlar böyleydik. Hepimiz buraya ait değil gibiydik ama aslında buranın bir parçasıydık da.



Yarı çıplak kadınlar bir tarafta kendinden geçmiş gibi dans ederken diğer tarafta müzik aletlerini ustaca konuşturan çalgıcılar vardı. Gizlice bir köşeye oturup gösteriyi izlemeye başlamıştık.



“Eski bir hikayeyi anlatmamı ister misiniz?. Bu hikaye Tomern ve lanetli halk İska hakkında. Tomern’nin kurucusu ilk deniz kızı sıradan bir insana aşık olmuş ve kuyruğundan vazgeçerek insan olmuş. Doğan çocukları onun gözleriyle doğmuş. Bu gözler eşsiz renklere sahiplermiş. Ya ya da pembenin herhangi bir tonuymuş. Eşsiz güzellikleri ölümcül güçlerini gizliyormuş. Bakanın zihnini ele geçiren bir güçmüş bu. Tomernliler adalarında mutlu mesut yaşarken acemi bir denizci gözlerinin gücünü öğrenmiş ve Tomern prensesini kendine aşık etmiş. Denizcinin şeytani planından habersiz olan zavallı prenses onunla beraber ülkesinden kaçmış. Daha okyanusun ortasındayken denizci, prensesin gözlerini oyup bedenini okyanusa atmış. Uzaktan bunu izleyen bir kuzgun okyanusun koruyucusu deniz yılanına haber vermeyi düşünmüş ancak kuzgunların geçmişte işledikleri bir suç yüzünden okyanusa gelmeleri yasakmış. Eğer deniz yılanına olanları anlatırsa yasağı çiğnediği anlaşılacakmış. Prensesin cansız bedenini bulan deniz yılanı öfkesini denizciden çıkarırken anılarındaki kuzgunu görmüş. O kuzgunu bulup lanetlemiş. Kuzgun zavallı bir insana dönüşmüş kapkara kanatları simsiyah saçlara dönüşmüş. Teni rengini ışıktan almışçasına beyazmış. Parlak gözleri yakutları andırıyormuş. Sirenlerden bile daha güzel bir varlığa dönüşmüş ve deniz yılanı lanetlediği kuzguna aşık olmuş, insan kılığında kuzguna yaklaşmış. Kuzgun da onu lanetleyen deniz yılanı olduğunu bilmediği bu gizemli yakışıklı adama aşık olmuş. Aşklarının simgesi doğan çocuklarıymış. Ona İska adını vermişler. Ne yazık ki İska babasının annesine yaptığı laneti sahiplenerek doğmuş. Gözleri yılan gözleri gibiymiş. Dokunduğu her şeyin yaşam enerjisi çekiliyormuş. Deniz yılanı laneti kaldıramadığı için önce karısını kaybetmiş ardından oğlunu okyanusun ortasında bir adaya hapsetmiş kendisi de okyanusa geri dönmüş. İska’nın yaşadığı ada kısa sürede ölüm adası olarak adlandırılmaya başlamış çünkü uzaktan bakıldığında hiçbir canlı varlık görülmüyormuş. Tomernliler bu adaya suçluları cezalandırmak için getirmeye başlamışlar. Yüzlerce Tomernli’yi öldüren İska hepsinin gücüne sahip olmuş. Drniz yılanının ölümsüzlüğünü aldığı için adada yüzlerce yıl yaşamış. Bir gün yine adaya suçlar bırakılırken İska bu suçluların arasında değişik varlıklar görmüş. Birinin kurt kulakları ve pençeleri varken ikisinin sivri dişleri ve soluk tenleri varmış. Lanet yavaş yavaş gerçekleşmeye başlamış. İska’nın ölmesinin tek yolu aşık olduğu kadının kalbini sökmesiymiş. Kurt kadın bunu yapamamış çünkü o da İska’ya aşık olmuş. Yıllar sonra kurt kadın öldüğünde İska onun pençesiyle kendi kalbini söküp atmış ve lanetten kurtulmuş. Deniz yılanı oğlunu kontrol etmek için geldiğinde torunlarıyla ve onların çocuklarıyla karşılaşmış. Kuzgun kanatlı, yılan gözlü, kurt pençeli, sivri dişli bu yaratıklar kendilerine İska diyorlarmış. Havada, karada ve denizde rahatça hareket edebilen tek yaratıklarmış. Kanla beslendiklerinde daha da güçlenirlermiş. İskalar bu güçlerini kan emen atalarından almışlar. Zamanla ada onlar için yetersiz gelmeye başlayınca Tomernliler ile savaşmışlar. Deniz yılanı savaşa katılan bütün İskalar’ı yok etmiş fakat bebeklere kıyamamış. Sevdiği kadının ve kendi soyundan gelen bu canlılar ne kadar tehlikeli olurlarsa olsunlar onları öldürememiş ancak dünyanın farklı yerlerine götürmüş her birini. Üzerlerine de yetişkin olana kadar güçleri ve kim oldukları açığa çıkmasın diye büyüler yerleştirmiş. Tomernliler bugün bile her yerde intikam almak için İska arıyorlar. ”



“Söyler misiniz bayım, birinin İska olduğu nasıl anlaşılır? ”



“Efsaneye göre İskalar’ın sağ kollarında, bilekleri ile dirsekleri arasında takım yıldızlarına benzeyen benler varmış. Yetişkin olduklarında o benler parlayacak ve deniz yılanı onları adalarına götürecekmiş. ”



Gözlerim istemsizce kolumdaki benlere gidince zihnimde bazı sesler belirmeye başlamıştı.


“Corvina... Senin adın Corvina Merikh küçüğüm. Zamanı geldiğinde seni ait olduğun yere götüreceğim. Eminim çok güzel bir kadın olacaksın tıpkı büyükannen gibi. Şu simsiyah saçlara bak. Morana’dan sonra ilk defa bu kadar siyah saçlı birini görüyorum. İska bile annesinin genlerini bu kadar alamamıştı. Şu gizemli gözlere de bak. Gözlerini benden almışsın küçüğüm umarım zekan da bana çekmiştir. Corvina miniğim bu büyükbabayı seni bırakmak zorunda kaldığı için affedebilecek misin? ”


Ses konuşmaya devam ederken gözlerimin önünde buğulu bir görüntü oluşmuştu. Uzun gümüş saçları olan bir adamdı. Gözleri çok keskindi ancak ne renk olduklarını göremiyordum. Bu gerçek bir anı mıydı? Yoksa sadece bir anı mıydı bilmiyordum ama o gün İskalardan biri olduğumu öğrenmiştim. Hiçbir zaman buraya ait olmamıştım. Demek benim adım Corvina diyerek günlerce bunu düşünmüştüm. Süt annemin bana verdiği isim Leyal’di. Umet dilinde gece anlamına geliyordu. Siyah saçlarımdan dolayı bana bu ismi verdiğini söylemişti.

Hiçbir şey efsanedeki gibi olmamıştı. Güçlerim daha erken açığa çıkmıştı. Önce kolumdaki benler parlamaya başlamıştı ardından gökyüzündeki yıldızlar. Daha önce böyle bir takım yıldızının varlığından bile haberim yoktu. On üç yaşındayken dolunay zamanı vücuduma garip bir ağrı saplanmıştı. Öyle ki kendimi öldüreyim ve bitsin bu acı diye düşünmüştüm. Acıdan kendimi kaybettiğim zaman bayılmıştım. Kendime geldiğimde her yer kan içindeydi. Ellerim bana ait değildi sanki. Bir çift pençe vardı ve siyah, karanlık bir sis yayıyorlardı. Gözlerim daha keskindi. Sanki baktığım her şeyin içini görüyormuşum gibi. Köpek dişlerim daha uzun ve sivriydi. Dilimi ağzımda gezdirdiğimde iğrenç bir demir tadı almıştım. Önümde yatan Asai’nin cansız bedenine baktığımda boynunda iki delik görmüştüm. O gün kendimi bulduğum ve kaybettiğim gündü. O gün artık daha fazla Leyal olarak yaşayamayacağımı anladığım ancak Corvina olarak da hayatta kalamayacağımı bildiğim için yeni bir ben olduğum gündü. O gün Namir’in doğduğu gündü.


18 Ocak 2024 20:16 0 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
6
Sonraki bölümü okuyun İkinci Bölüm

Yorum yap

İleti!
Henüz yorum yok. Bir şeyler söyleyen ilk kişi ol!
~

Okumaktan zevk alıyor musun?

Hey! Hala var 1 bu hikayede kalan bölümler.
Okumaya devam etmek için lütfen kaydolun veya giriş yapın. Bedava!