sessizkelebek Sessiz Kelebek

“Yaşadığımız dünya yok olalı yüzyıllar oldu. ” Hazine avı için denize açılan bir grup genç ve karşılarına çıkan kadim ırk Linyalar.


Paranormal 13 yaşın altındaki çocuklar için değil.

#thelighthouse
Kısa Hikaye
12
23.3k GÖRÜNTÜLEME
Tamamlandı
okuma zamanı
AA Paylaş

Linya

Yaşadığımız dünya yok olalı yüzyıllar oldu. İnsanlığın teknoloji kullanması yasaklandı. Küresel ısınma gün geçtikçe kendini daha fazla gösterirken önce karasal iklim bölgeleri çölleşmeye başladı. Tehlikenin farkında olan bilim insanları araştırmalarını yağmur yağdırma üzerine yoğunlaştırmaya başladılar.



Araştırmaları sonlandıran Kızıldeniz’in gittikçe kuruyarak tuz oranından dolayı canlıların yaşayamaz hâle gelmesi oldu.



En sonunda Amazon ormanlarında yağmuru dönüştürmeye ve diğer bölgelere yönlendirmeye yarayan makineyi test ettiler.



Kimse bilemezdi...Makinenin çıldırıp bütün dünyanın sular altında kalacağını. Bu büyük felaketin ardından insanlar koloniler halinde gemilerde yaşamaya başladı. Yaşadığımız dünya ise kadim sırlarıyla beraber sualtına gömüldü. Yüzyıllar sonra sular çekildiğinde dünyada belli bir düzeyden sonra teknoloji kullanımı yasaklandı.




4857 Yılı Durgun Bir Bahar Günü



Boynundaki kemanı indirip uzaktan gördüğü loş ışığa baktı. Günlerdir bu engin okyanusta kaybolmuş durumdalardı. Arkadaşlarıyla duydukları bir hazineyi bulmak için bu yolculuğa çıkmışlardı. Terk edilmiş bir adada olduğunu duydukları hazine kadim ırklardan biri olan Linyalara aitti. Daha önce binlerce hazine avcısı bu hazinenin peşine düşmüştü ancak buldukları tek şey hiçlikti.



Uzaktan görünen loş ışık yaşayan birilerinin varlığını fısıldarken ışığın cılızlığı terk edilmişliği göğe vuruyordu. Bilinmezliklerle dolu okyanus her an büyük bir sürpriz yapabilirdi, onlar da bunun farkındalardı ancak akıllarına kötü şeyler getirip negatif enerjiyi çekmek istemiyorlardı. Zifiri karanlık gökyüzünde yıldızlar bile görünmüyordu.



Aklından “Burası Dünya’nın hangi kısmı da bu kadar terk edilmiş ve yalnız? ” dedi. Tekrardan kemanını çalmaya başlayınca sessiz okyanusu muhteşem bir ezgi doldurdu. Çalarken adeta kendinden geçmişti. Hiçbir şey umurunda değilmiş gibiydi. Omzuna konan elle gözlerini açıp keman yayını tuttuğu elini indirdi.



“Sen de ışığı gördün öyle değil mi İnci? ”



Sorulan soruya sadece başını sallayıp cevap vermek istese de karşısında duran kişinin bununla yetinmeyeceğini biliyordu.



“Fark ettim Eren. Oldukça loş, sanki terk edilmiş gibi. ”


“Hayır, terk edilmemiş. Ben az önce ışığın önünden geçen bir gölge gördüm. ”


Yunus’un da lafa katılmasıyla başını fenere çevirdi. Yaklaştıkça daha da ihtişamlı görünmeye başlamıştı. Fenerin arkasında kalan karanlığa gömülmüş ada da yavaş yavaş belirginleşmişti. Kemanını kaptan kamarasına bırakıp hazine haritasını ve sırt çantasını aldı. Çizmelerinin iplerini sıkıca bağlayıp kolsuz deri tuniğini giydi. Saçlarını da sıkıca bağladığında unuttuğu bir şeyin olup olmadığını sorguladı. Ne olur ne olmaz diye kemerine yerleştirdiği kesik av tüfeğinin mermilerinin olduğu keseyi de kemerine bağladı.


Kamaradan çıktığında arkadaşlarının da çoktan hazır olduğunu gördü.


Demir atıp fenerin yanında durduklarında küçük kayıklardan birini suya indirdiler. Temkinli davransalar da içlerinde küçük bir korku vardı sebebi ise etrafta görünen tek ışığın bu terk edilmiş fenerden yayılıyor olmasıydı.

Fenerin çürümüş demir kapısı gıcırdayarak açıldığında içeriden gelen yoğun küf kokusu yüzlerini buruşturmalarına neden olmuştu. Tuzlu ve yosunların çürümüş hâliyle dolu merdivenlerden kontrol noktasına çıkarken ışık daha da sönükleşiyor gibiydi. Önceki hazine avcılarının yerdeki iskeletleri buranın hiç tekin olmadığını fısıldarken boş odada rüzgar uğulduyordu.


“Neden çıkamamışlar da burada böyle ölüp gitmişler? Size de tuhaf gelmiyor mu? ”


“Tuhaf... İskeletleri tek parça. Sanki zehirlenip ölmüşler gibi. ”


Levent’in konuşmasıyla odanın içindeki rüzgar akışı kesildi. Garip uğultular yükselirken merdivenlerden gelen tıkırtılar Narin’in çığlık atmasına neden olmuştu.


Önce parlak taşlarla süslenmiş gibi duran bir çift kanat görüş alanlarına girdi. Ardından mavinin en güzel tonlarıyla süslenmiş bir çift göz.


“Bir Linya! ” diye düşündü. Yüzyıllar önce nesli tükenme tehlikesi olan Linler ile Yalinlerin laboratuvar ortamında çiftleştirilmesiyle ortaya çıkan melez bir ırktı Linyalar. Bu Dünya’ya ait olamayacak kadar güzel ve saf görünen bu varlıkların büyüleyici parlak kanatları olmasının yanı sıra insan bedenleri vardı. Melek tasvirlerinin vücut bulmuş hâli gibiydiler... Ancak onlar melek değillerdi. Linyalar parlak şeylere düşkün yaratıklardı bu sebeple hazinelerini keşfetmek hazine avcıları için çok büyük bir şeydi. Bu parlak cisim sevdaları yüzünden kendi aralarında savaşıp yok oldular...İnsanların bildiği şey buydu. Öyleyse şuan karşılarında nasıl bir Linya vardı? Fosil olması gereken bir beden kanlı canlı, dipdiriydi.


“Hey. Benim gördüğümü sizde görüyor musunuz? ”


Linya, Yunus’un sesini duyunca çatal dilini çıkarıp tısladı. “Zehir.” diye düşündü İnci.


“Zehrin kaynağı bu Linya olmalı.”

Gizlice sağ elini kemerindeki silahına attığında Linya sağır edici çığlıklarından birini attı. İnci, sessin şiddetinin etkisiyle yere düştüğünde başını çarptı. Diğerleri elleriyle kulaklarını kapatmaya çalışırken onun gözleri yerdeki kapıya takılı kaldı. İşte o an anlamıştı bu deniz fenerinin sıradan bir fener olmadığını anlamıştı. Arkadaşlarına baktığında Narin’in Linya’nın önünde olduğunu ve neredeyse korkudan ruhunu teslim etmek üzere olduğunu gördü.


“Eren, Levent! Narin’i alın. Yunus şu kapağı kaldırmama yardım et.”


“Saçmalama İnci! Altında ne olduğunu bilmiyoruz!”


“Ben o iskeletlere dönüşmek istemiyorum tamam mı?”


Linya’nın çığlığı kesildiğinde çoktan kapağı kaldırıp kapkaranlık boşluğa atlamışlardı. Yunus elindeki ışığı açıp etrafa tuttuğunda bir tünelde olduklarının farkına varmışlardı. Duvarlarda meşaleler ve figürler vardı. İlerledikçe duvardaki figürlerin neyi anlatmak istediğini anlamışlardı. İnsanların Linyalar üzerinde deneyler yaptığını, daha doğrusu Linyaların “Cehennem” olarak adlandırdıkları bu adada insanlar tarafından öldürüldüklerini anlatıyordu.

Duvar resimlerinden birinde insan ölmüştü, yanında da elleri kan içinde bir Linya vardı.


İnsanoğlu o kadar iğrençti ki saf ve masum olan bu varlıkları bile karanlığa çekmeyi başarmışlardı. Duvar resimleri bittiğinde tünel de bitmiş bir mağaradan dışarı çıkmışlardı. Gördükleri manzara ise hayli şaşırtıcıydı. Karşılarında bir insandan en az üç kat büyük, elleri mızraklı iki Linya vardı. İnci yutkunup silahına tutunduğu sırada Natin bir adım öne çıktı. Bu diğerlerinin şaşırmasına sebep olmuştu çünkü içlerinden en korkak olanı oydu.


“Size zarar vermek için burada değiliz. Yolumuzu kaybettik, deniz fenerini görünce kurtuluş yolu bulduğumuzu sanmıştık ama arkadaşlarınızdan biri bizi yanlış anladı.”


Narin konuştukça Linyaların yüzlerinde düşünceli bir ifade oluşuyordu ancak dillerini anlayıp anlamadıkları belli değildi. Narin, arkadaşlarına bakıp derin bir nefes aldı. Konuşmaya devam etmesi gerektiğini biliyordu ama cesareti yavaş yavaş azalıyordu. Konuşarak halledebileceğine inanıyordu. İnci ise çok farklı düşünüyordu. Linyaların yüzlerinde hiç de yumuşayacaklarmış gibi bir ifade yoktu. Hatta sanki Narin konuştukça kaşları daha çok çatılıyor gibiydi. Çaktırmadan sol eliyle çantasının yan gözünü açıp sis bombalarını aldı. Sağ eli silahına gittiği sırada fenerde bıraktıkları Linya da gelmişti. Tekrar çığlık atmaya hazırlandığı sırada İnci elindeki sis bombalarını fırlattı. Göz gözü görmeyecek kadar toz duman olduğunda yanındaki Yunus’u sürüklemeye başladı. Eren ve Levent de diğer tarafındalardı ancak Narin yoktu. Ormanlık alana çıktıklarında derin bir nefes verip etrafına baktı.


“Narin! Narin nerede?”


Narin’in geride kalması hiç hoşuna gitmemişti ama buradan bir an önce çıkmak zorunda olduklarını biliyordu. Hisleri bu defa doğuya gitmesi gerektiğini söylüyordu. Her zaman ki gibi hislerini dinleyerek çantasından pusulayı çıkardı. Yürüdükçe ağaçların rengi değişiyordu. İlk gördükleri ağaçlar kapkaraydı. Şimdi ise yavaş yavaş maviye dönmüştü. Tıpkı Linyaların ten renkleri gibi.


Ormanlık alan bitip de açık alana çıktıklarında birkaç Linya çocuğu etrafta koşuşup uçuyorlardı. Aralarından geçmek tehlikeli olacağı için ormanda gizlenerek yürümeye devam ettiler. Meydan gibi bir yerin ortasında kocaman bir ateş yanıyor, yaşlı olduğu belli olan bir Linya da bir şeyler söylüyordu. İnci, ihtiyarın işaret ettiği yere bakınca kalın bir kazığa bağlanmış olan Narin’i gördü. Narin’in yanında da diğer Linyalar gibi büyük kanatları olmayan beyaz tenli bir Linya duruyordu. İhtiyarın sözlerini çevirip Narin’e söylüyordu.

Linyalar masum ve saf değillerdi artık. İntikam istiyorlardı. Hazine diye bir şey yoktu. Her şey bir yalandı. Açgözlü insanları çekmek için bir tuzak...



“Çantalarınızda silah olarak kullanabileceğiniz ne varsa kullanın. Narin’i kurtarıp buradan kaçmak zorundayız. Duydunuz mu beni?”


Erkekler, İnci’yi onaylayınca o da çantasında kalan sis ve gaz bombalarını çıkarıp maskesini taktı. Sapanını da kemerine sıkıştırıp baykuş sesleri çıkarmaya başladı. Bu ses Linyaların dikkatinin dağılmasına neden olmuştu. Narin içinse kurtuluşun habercisiydi. Arkadaşlarının kendisini kurtarmak için geldiklerini görmesi içini cesaretle doldurmuş çizmesinin içine sakladığı hançeri alıp ellerini çözmüş ardından İnci’ye doğru koşmuştu.


“Şimdi!”


Gaz bombaları Linyaları sersemletirken sis bombalarından kaçmaya çalışanlar gökyüzüne çıkmışlardı. Ağaçların rengi koyulaştıkça mağaraya yaklaşmanın verdiği umutla daha da hızlanıyorlardı. Hesaba katmadıkları şey Linyaların uçmasıydı. Beş Linya çoktan deniz fenerine ulaşmış onları beklemeye başlamışlardı.


“Baksanıza! Deniz fenerinin ışığı!”


“İlk gördüğümüzde neredeyse yanmıyordu ama şimdi-”


“Şimdi de yanmıyor. O zaman da yanmıyordu. Bu deniz fenerinin ışığı hiç yanmadı.”


“Öyleyse bu ışık ne İnci?”


“Linyalar.”


“Ne?”


“Linyalar avlarını bu şekilde çekiyorlar. Kapkara okyanusta loş bir ışık gören denizciler deniz fenerine sığınıyorlar ancak ortada ışık yok. Gördükleri ışık Linyaların parlak kanatları.”


“Hazine haritası da sahteymiş. İnsanları çekmek için uydurmuşlar.”


Çıkış yollarının olmadığına tamamen emin olduğunda gökyüzüne baktı. Derin bir nefes verip arkadan gelen yüzlerce Linyanın varlığını umursamadan kendi kendine konuştu.


“İnsanlar o kadar iğrenç yaratıklar ki beyazı siyahla kirletirler. Halbuki siyaha beyaz serpiştirmek gökyüzü ve yıldızlar gibidir. Saf duygular nefret ve intikam arzusuna dönüşmüş... İnsanlık da tıpkı dünya gibi yüzyıllar önce yok olup gitmiş ancak biz bunun farkına varamamışız.”


Sırtına gelen okla yere düştüğünde yüzünde hiç olmadığı kadar huzurlu bir gülümseme vardı. Belki de bu acımasız ve iğrenilesi mahluklarla dolu dünyadan kurtulduğunu bilmenin sevinci içerisindeydi.



Fısıltılar, sesler, çığlıklar!

Fırtınalarla dolu okyanuslar.

Işıklar, karanlıklar, umutlar!

Telleri kopmadan çalınsın kemanlar.



Korsanlar, gemiler, rüzgarlar!

Güvertede oturuyorlar.

İnsanlar, ölüler, ruhlar!

Mezarlıklar bomboşlar.


19 Ağustos 2023 19:07 18 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
12
Son

Yazarla tanışın

Sessiz Kelebek Bir parça huzur tarifi: defter, kalem ve müzik.

Yorum yap

İleti!
Yu Mə Yu Mə
Vayy. Gerçekten güzeldi. Farklı bir kurgu olmuş. Emeğinize sağlık (⁠๑⁠♡⁠⌓⁠♡⁠๑⁠)
September 14, 2023, 22:34
Ehvenişer 🦋 Ehvenişer 🦋
Hayır ya 🥹
August 22, 2023, 22:25
Ehvenişer 🦋 Ehvenişer 🦋
Son yazıyor, devamı yok mu? 😲🥹
August 22, 2023, 22:24
Ehvenişer 🦋 Ehvenişer 🦋
Nedense bilim kurgu okuyormuş gibi geldi.
August 22, 2023, 22:23
Ehvenişer 🦋 Ehvenişer 🦋
Yani bana bir filmdeki orman koruyucukarını hatırlattı.
August 22, 2023, 22:22
Ehvenişer 🦋 Ehvenişer 🦋
Nuh'un gemisi aklıma geldi.
August 22, 2023, 22:19

Ehvenişer 🦋 Ehvenişer 🦋
İşte o bahsedilen kurgu... Tanıdım sanki 🫣
August 22, 2023, 22:19
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Devamı gelmeyecek gibi bitti ama umarım gelir. Sana da belli olmuyor be yazarcım😅
August 20, 2023, 13:48
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
O düşündüren mesajlar tadı tuzu ✨
August 20, 2023, 13:47
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Kitabı okurken macera filmi izliyor gibi hissediyorum. Hatta bazı kısımlarda nefesimi tutuyorum
August 20, 2023, 13:45
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Çok heyecanlı 🤩
August 20, 2023, 13:44
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Levent deniz askeri demek ve yazarın bunu bilerek seçtiğini düşünüyorum 😍
August 20, 2023, 13:42
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Eren isminin sevimliliği🥰 Yunus zaten denizle uyumlu, diyecek bir şeyim yok 💙
August 20, 2023, 13:41
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Korsan ve inci 😏
August 20, 2023, 13:40
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
4857😱 hâlâ mevsimlerin var olması şaşkınlığı
August 20, 2023, 13:40
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Bayılıyorum konuya dalmana ve kurgunun beni içine çekme gücüne❤️
August 20, 2023, 13:39
❤️ 🔥 ❤️ 🔥
Kapağın güzelliği ❣️
August 20, 2023, 13:38
~