1stellar1 Şeyma Nur Koyuncu

「Tek bölümlük bir hikayedir.」 "Ah güzel deniz, kabul eder misin gökyüzünün arkadaşlığını?" "Nasıl kabul ederim seni? Gözümün görmediğini. Uzaktasın sen bana, çok uzakta." "O zaman her gün buluşalım ufukta. Ben de görmek isterim seni. Buluşalım ikimizin de son durak noktasında." "Ufuk nerede bilmem? Kalırım ben burada, gidemem uzaklara." "Ben seni götürürüm rüzgarlarla. Arkadaşım olursan götürürüm seni istediğin her yere." "Nasıl güvenirim sana? Ya götürürsen beni bilinmeze, nasıl dayanırım ben oralara?" "Bak oraya. Görür müsün eteklerinin sonunu? Seni oraya götüreceğim, orada buluşacağız seninle. Gitmek istemez misin hala?" "... İsterim!"


Kısa Hikaye 13 yaşın altındaki çocuklar için değil.

#oneshot #angst #romantik #aşk #acı #deniz #ufuk #gökyüzü #vuslat
Kısa Hikaye
3
4.3k GÖRÜNTÜLEME
Tamamlandı
okuma zamanı
AA Paylaş

1.bölüm

Her zaman yürüdüğü yoldan yürüyordu genç oğlan. Hayalini gerçekleştirmek için daha çok çalışması gerektiğini hatırlatıyordu kendine.


Yere bakarak, kambur bir şekilde yürüyordu. İnsanların suratına bakmak korkutuyordu onu.


Sonra bir ses duydu. Bir kadın "Beatrice!" diye bağırıyordu korkuyla.


Sesin geldiği yöne doğru döndü. Tekerlekli sandalyedeki bir kız yokuştan aşağı kayıyordu. Ani bir kararla kızı tutmaya karar verdi.


Son sürat aşağı doğru kayan tekerlekli sandalyeye doğru ilerledi.


Sandalye bir taşa takıldı ve yana doğru düşmeye başladı. Genç oğlan hızla öne atıldı ve düşmeden önce kızı tuttu.


Kız çok hafif gelmişti ona. Bir çocuk bile ondan daha ağır olabilirdi.


"Sapık." dediğini duydu kızın. Ama sadece bu kadardı. Ne bir çırpınma ne de başka bir şey yapıyordu.


Arkasından nefes nefese yaşlı bir kadın geldi. "Beatrice! İyi misin?" diye sordu endişeyle.


Kız kafasını salladı umursamazca. Sanki az önce düşecek olan kişi o değilmiş gibiydi.


Kadın bu sefer tekerlekli sandalyenin yanına gitti. Tekerleği kırılmıştı.


Utana sıkıla oğlana döndü ve sordu. "Torunumu taşımama yardım eder misiniz? Yaşlı kollarım onu taşıyamayacak kadar güçsüz."


Oğlan biraz kararsız kalsa da işin sonunda başını salladı. Zaten eve gidiyordu ve önemli bir işi yoktu, yaşlı bir kadını bu şekilde bırakırsa kendisini kötü hissederdi.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Evlerine vardığında kız, oğlanın kollarından eve attı kendini. Bacaklarının üstüne çok sert düşmüştü ama hissetmiyor gibiydi.


Ellerinden destek alarak sürünüp gitti. Bir teşekkür beklememesine rağmen oğlan, bu kaba kızın hareketlerini hoş bulmamıştı.


"Torunum adına özür dilerim." dedi kadın. "Hayat ona pek adil davranmadı. Bacaklarını ve renkleri ondan aldığı gibi anne babasını da aldı. Lütfen onu mazur görün. O kibarlığının karşılığını asla alamadı."


Kadının ağlamaklı tavırlarına karşılık oğlan şaşkınlık ve merak dolu gözlerle kadına baktı. "Bunu neden bana anlatıyorsunuz?"


Kadın arkasını döndü ve soruyu umursamadan "Yemeğe kal." dedi. Oğlana reddetme fırsatı bile vermeden ilerlemeye başladı.


Tek kelime etmeden gitmenin kabalık olacağını düşündüğü için kibarca reddedecekti ama daha ne olduğunu anlayamadan kendini yemek masasında buldu.


"Beatrice, yemek hazır buraya gel!" diye bağırdı kadın.


Kısa süre sonra kız sürünerek içeri girdi. Basamak gibi görünen yere tek tek çıktı. O da tıpkı oğlan gibiydi, kimsenin gözlerine bakmıyordu. Ama bir o kadar da farklıydı. Onun korkmadığını anlayabilirdiniz gözlerini görmeseniz bile.


Onun deniz mavisi gözlerinde çaresizlik ve yorgunluk vardı. Aldığı her nefes onu daha da karanlığa gömüyor, daha da bitkin düşürüyordu sanki. Aldığı her nefes, son nefesiymiş gibi geliyordu karşısındaki insana. İstemsiz bir hüzün en umutlu insanı bile etkisi altına alıyordu ve akıllara tek bir soru getiriyordu. Neden yaşıyorum ki?


"Aç değilim." dedi kız. Sesindeki tükenmişlik odayı dolduruyordu. Oğlan, bu buz gibi sesle irkildi ama bu irkilme onu geri çekmedi ya da etrafı saran kasvetli hava onu korkutmadı, sadece merak etti. Bu kızın hüznünün ve kederinin nedenini.


"Yemek zorundasın. Dün de yememiştim, hem misafirimiz de var. Dışarıda iskelet gibi gezen kızlara mı özeniyorsun? Onlardan ancak köpek oyuncağı olur, düzgünce yemeğini ye. Bu gidişle açlıktan öleceksin."


(buraya bir not düşmek isterim. Zayıf kızları kötülediğim falan yok burada ama şunu bilin ki fazla zayıf olmak da fazla kilolu olmak da sağlıksızdır. Fazla zayıf olduğunuz için övünmeyiniz. Burada bahsi geçen kızlar bu zayıflıklarla övünenler. Bu kesinlikle övünülecek bir şey değil.)


Oğlan, kızın bu sözleri duyduğu için utanacağını düşünerek duymamazlıktan geldi ama kızın tek yaptığı, sadece oğlanın duyabileceği bir sesle "Beleşçi." demek oldu.


Oğlan karnını tıka basa doyururken kız, iki lokma aldı ve hiçbir şey demeden gitmeye başladı.


"Artık ona bakmak benim gibi yaşlı birisi için çok zor." dedi kadın boşluğa doğru özlem dolu bakışlar atarken.


Oğlan gençlik hatıralarını düşlediğini düşünerek üstünde fazla durmadı.


"Neden bakıcı tutmuyorsunuz?" Bu konuyla ilgili pek söz hakkı olduğunu düşünmüyordu bu yüzden en açık olan şeyi önerdi.


"Bütün herkes engelli bir kız için fazladan para istiyor. Bunu karşılamak için yeterli gücüm yok." diye karşılık verdi kadın.


O an oğlanın aklına bir fikir geldi. Daha fazla para kazanması gerekiyordu ve onların da bakıcıya ihtiyaçları vardı. "Ben yaparım!" dedi yüksek sesle.


Kadın şaşırmıştı. "Dediğim gibi engelli birine baktığın için sana fazladan ödeyemem."


"Fazladan ödemeye ihtiyacım yok." dedi oğlan kararlılıkla.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Arthur, nereye gidiyorsun? Normalden daha erken çıkıyorsun."


Oğlanın okuldan sonra çalıştığı dükkandaki arkadaşıydı bunu soran.


"Yeni bir işe başladım." diye cevap verdi oğlan ve arkadaşının ona vereceği cevabı bile dinlemeden hızlıca çıktı.


Evin önüne geldi. Tam kapıyı tıklattığı sırada kapı açıldı.


"Tam zamanında." dedi kadın. "Benim çıkmam gerekiyor. Ne yapman gerektiğini bu kağıda yazdım." dedi ve oğlanın eline kağıdı tutuşturup gitti.


Oğlan şaşkınlıkla içeri girdi. Önce kızı kontrol etti. Açık bir camın önünde sessizce kitap okuyordu.


Bir süre kızı izledi. Tam gideceği sırada "Neden geldin?" diye sordu kız.


Başını kaldırdı ve oğlana baktı. İkisi de ilk kez birbirlerinin gözlerini görüyordu.


Oğlanın gözleri öyle parlak, öyle umutlu bakıyordu ki hayattan vazgeçmiş bir insanı bir insanı bile fikrinden döndürebilirmiş gibiydi.


Kızın aklından sadece bir düşünce geçti. Farklı... Çok farklı.


"Sanırım büyükannen sana haber vermemiş. Senin yeni bakıcın benim. Adım Arthur."


Bir şey demeden bakışlarını cama çevirdi kız. Gökyüzüne bakarak bir şeyler mırıldandı ama oğlan bunu duyamamıştı. Fazla düşünmeden elindeki kağıdı okumaya başladı. O sırada kız da kitabını okumaya kaldığı yerden devam etti.


Sadece iki şey yazıyordu. Yemek yedirmek ve dışarı çıkarmamak. "Çok basit." diye düşündü oğlan. Kadını zorlayan şeyin ne olduğunu anlamamıştı.


"Bea... Beatrice(?) yemeği ısıtıyorum."


"Bayan." diye düzeltti kız. Oğlan dediği üzerine ona anlamaz bakışlar attı ama bir saniye için bile kafasını kitabından kaldırmayan kız bunu görmedi.


"Pekala, Bayan(?) yemeği ısıtıyorum."


"Aç değilim."


"Sana aç olup olmadığını sormadım."


Oğlan bir cevap bekledi, ne beklediğini o da bilmiyordu ama kız ağzını açmaya bile yeltenmemişti.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Oğlan yemeği kızın yanına götürdü ve yere bıraktı.


Kız yemeğe baktı. "Bu ne?" diye sordu.


Oğlan soruyu anlamamıştı. "Neye benziyor?" diye soruyla karşılık verdi. 20'li yaşlarda bir kızın sebzeleri bildiğini düşünüyordu.


Bu soru kızı rahatsız etmişti. "Götür bunu." dedi sert bir tonda kız. Ortamı kasvetli bir hava sarmıştı. Sanki oğlan yanlış bir şey söylemiş gibi.


"Bunu yemelisin." diye diretti oğlan.


"Götür, dedim sana." Kızın sakin konuşması daha da büyük bir baskı oluşturuyordu oğlanın üstünde.


"En azından biraz..." Kız yemeği devirdi ve hiçbir şey olmamış gibi kitap okumaya devam etti.


"İşleri zorlaştırıyorsun." dedi oğlan.


Kız, kafasını çevirmeden yan gözlerle oğlana baktı ve bir sayfa daha çevirdi.


Oğlan sinirlenmişti. Ne olursa olsun bir insan bu kadar kaba davranılmayı hak etmez, hele ki ona karşı kibar olmaya çalışan biri.


Ağzını açıp bir şey söyleyeceği sırada aklına annesinin bir sözü geldi. İnsanlara nazik ol Arthur, güvenmekten korkma ve her zaman gülümse. Bir gün karşılığını alacaksın.


Derin bir nefes aldı ve yüzüne sıcak bir gülümseme yerleştirdi. Kız, oğlanın neden hala yanında durduğuna bakmak için kafasını kaldırdığında oğlanın gülümsediğini gördü. Neden..? diye düşündü kız.


Kız sertçe kitabını kapattı ve sürünerek odasına ilerledi. Oğlan bunun nedenini anlamadı ama sorgulamak yerine yerleri temizlemeye karar verdi.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Oğlan neredeyse uykuya dalmak üzereyken kızın odasından gelen bir gümbürtüyle ayıldı ve düşünmeden içeri daldı.


İçeride dikkatini çeken ilk şey duvara gömülü kitaplıktaki onlarca kitaptı. Her biri farklı bir türdü, romantikten tarihe her şey varmış gibi görünüyordu.


Sonra camın yanındaki yere düşmüş çekmece ve yüzüstü yerde yatan kızı gördü.


"İyi misin?" diye sorup onu yerden kaldırdı. Burnu kanıyordu.


"İlk yardım çantası nerede?"


"İstemez." dedi kız ve sürünerek çekmecenin üstünden yere düşmüş olan kağıt havluyu aldı.


Burnundaki kanı silerken "Çıkabilirsin." dedi.


"Ne yapıyordun?"


"Çıkacaktım."


"Neden?"


Bir süre öylece durdular. "Uyumak için olabilir." diyerek sessizliği bozdu kız.


Oğlan şaşkın gözlerle baktı ona. Kız ona bakmıyordu.


En sonunda kız da gözlerini ona çevirdi. Bakışlarındaki nefret, yorgunluk ve çaresizlik oğlanın geri çekilmesine neden oldu.


Kız hafifçe güldü. Alayla dolu bir gülümsemeydi bu.


Bakışlarını yine yere indirdi. Sanki oğlanın gözlerine bakmaya dayanamıyormuş gibi.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Ben geldim Beatrice." diyen kadının sesi duyulduğunda oğlan hala kıza yemek yedirmeye çalışıyordu. Odayı toplamayı yeni bitirmişti.


"Hoş geldiniz." dedi oğlan bitkin bir halde. "Yemek yedirmeyi başaramadım."


"Beatrice, neden yemek yemiyorsun?" diye sordu kadın. Sesinde endişe yerine bir umut tınısı geziniyordu.


"Uyumak istiyorum." diye cevap verdi kız.


Kadının yüzünde anlaşılması çok güç bir ifade belirdi ama oğlan bunun endişeden olduğunu anlayabiliyordu. Sanki her zaman duyduğu bir cümleymiş gibiydi.


Neden uyumak istiyorsun? Oğlan neredeyse bunu sesli söyleyecekti. Son anda ağzını kapattı ve bir soruyu da gömdü.


Bir gün, sana bu soruların hepsini soracağım.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Oğlan günlerce kıza yemek yedirmeye çalışsa da kız bir lokmadan fazla yemiyordu.


En sonunda oğlan kızın karşısında oturdu ve "Ne yemek istersin?" diye sordu.


Kız ağzını açmak üzereydi ki oğlan "İstemez, diyeceksen ağzını hiç yorma. Bir kaç gündür dışarı çıkmaya çalışıyorsun değil mi? Seni dışarı çıkartırsam yemek yiyeceğine söz verir misin?" dedi.


Amacının farklı olduğunu bilse bile belki kızı vazgeçirecek bir yol bulmayı ümit ediyordu oğlan. Onu kurtarmak istiyordu, onu tanımak istiyordu.


Kız bir süre durdu, sonra kafasını salladı. Oğlan sonunda kıza yemek yedirebilecek bir yol bulduğu için biraz da olsa rahatlamıştı. Tabi bu kıza ne kadar inandığına göre de değişirdi.


Kızı sandalyesine bindirdi ve itmeye başladı. "Tatlı yemek ister misin?" diye sordu kıza.


Kız cevap vermedi ama oğlan tatlıcıya çevirdi yolunu.


Yol boyunca kızın aklından tek bir düşünce geçti. Terk et artık beni.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Ne yemek istersin?" diye sordu oğlan, cevap alamayacağını tahmin edebiliyordu artık.


"Magnolia söylüyorum."


Tuhaf bir şekilde artık oğlan onun yanında rahat hissediyordu, yaydığı kasvetli havaya rağmen. Belki de bunun nedeni onu tanımak istemesiyle alakalıydı.


"Büyükannemin hoşuna gitmeyecek." dedi kız gözlerini oğlana dikerek.


Oğlan gülümsedi. "Önemli değil."


Kız bakışlarını yine yere indirdi bu cevap üzerine. Sonra da bir şeyler mırıldandı ama oğlan bunları duyamadı.


Magnolia gelene kadar aralarında başka herhangi bir konuşma geçmemişti ama bu ikisini de rahatsız etmiyordu. Aksine, bu sessizliği ikisi de sevmişti, ikisini de rahatlatıyordu. Kendilerine özgü bir dilmiş gibi kullanıyorlardı sessizliği.


Magnolia geldiğinde oğlan sessizliği umut dolu sesiyle bozdu. "Magnolia geldi. Yiyeceksin değil mi?"


"Yiyeceğim." diye cevap verdi kız ve bir kaşık aldı.


Ağzına gelen o şekerli tat çok hoşuna gitmişti. Sadece bir kaşık alıp bırakmayı planlıyordu ama eli durmuyordu.


Kız önündeki magnoliayı bitirdiğinde oğlan "Bunu da ye." diyerek kendininkini uzattı.


Kız ona geri ittirdi ve "Yeterli." dedi ama onu yemeyi çok istiyordu.


Oğlan bunu fark etse de üstelemeden konuyu değiştirdi. "Deniz kenarına gitmek ister misin?" diye sordu.


Kız hiç dokunulmamış magnolia'ya baktı. "Paket yaptırabiliriz." dedi oğlan. Kızın bakışlarını görünce suratında istemsiz bir gülümseme belirdi.


"Gülme." dedi kız ve bakışlarını yine yere indirdi.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Deniz kenarına geldiklerinde oğlan bir süre kızın sandalyesini deniz manzarası boyunca ittirmeye devam etti ama kızın bir kere bile kafasını kaldırmadığını görünce "Geldik, Bayan." dedi.


"Güzel." dedi kız ama kucağına bakmaktan başka bir şey yapmıyordu.


"Önce kafanı kaldır. Baksana deniz masmavi." dedi oğlan heyecanla. "Sanki bize merhaba, diyor."


"Sana deniz böyle mi görünüyor? Mavi ve davetkar." dedi kız buz gibi sesiyle.


"Yani, davetkarı bilemeyeceğim ama mavinin bana özel olmadığına eminim." dedi oğlan çekinerek.


"Geri dönelim." dedi kız. Bir kere bile kafasını kaldırıp denize bakmamıştı.


"Ama..."


"Beni eve götür."


Oğlan ağzını konuşmak için açtı ama kız yine izin vermedi. "Beni eve götür yoksa büyükanneme beni dışarı çıkardığını söylerim."


"Tamam, seni eve götüreceğim." dedi oğlan sakince ve yüksek sesle ekledi. "Tabi, önce bir kere denize bakmalısın."


Oğlan, aniden kızın sandalyesinin havaya kalkmasına sebep olacak bir hareket yaptı. Kız bu hareketle şaşırdı ve refleks olarak yanlara tutundu.


"Görüyor musun?" dedi oğlan. "İkimizin gözlerinin buluştuğu o ince çizgiyi."


Kız ufka baktı. Gökyüzüyle denizi buluşturan o ince çizgiye... Siyah beyaz dünyası daha önce de bu kadar parlak mıydı?


Fısıltıyla konuştu. "Görüyorum." Oğlan duyamamıştı ama o bunu önemsemiyordu.


Oğlanın sesi kulaklarında yankılanıyordu ve bu kalbinin çok hızlı atmasına sebep oluyordu. Kalbim patlamaz, değil mi?


"Gidelim, Bayan."


"Beatrice."


Oğlan bu söz üzerine anlamsız bir sevinç duydu. Adım adım kıza yaklaşırken o daha bundan habersizdi. "Tamam. Gidelim, Beatrice."


Oğlanın söylediği ismi kulağına çok güzel gelmişti. İstemsizce kendini ona bağlanırken buldu, gözü bu koskoca dünyada ondan başka birşey görmüyordu ama aklında tek bir soru vardı: Oğlan da onu görüyor muydu?


Kız da oğlan da yol boyunca bir kere bile yere bakmamışlardı. Onlar da ilerliyorlardı, tıpkı bir çok insan gibi. Onlar da kendi ufuklarına ilerliyorlardı.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Nereye gittiniz?"


Eve geri döndüklerinde kadın karşılarında duruyordu. Normalden daha erken dönmüştü.


Oğlan bir bahane bulmaya çalışırken kız araya girip "Yemek yiyeceğim." dedi.


Kadın da oğlan da şaşırmıştı. Kız onlara aldırmadan mutfağa doğru sürünmeye başladı.


"Torunuma ne yaptın?" diye sordu kadın.


Oğlan şaşırmış bir şekilde kadının yüzüne baktı. Tam cevap verecekken kızın sesi duyuldu. "Büyükanne, yemek!"


Kadın mutfağa doğru ilerledi. Oğlan arkasından "Konuşmama hiç izin vermiyorsun." dedi ve gülümsedi. Mutfağa doğru yol almaya başladı.


Oğlan mutfağa girdiğinde kızın gerçekten yemek yediğini gördü. Kadın da kızın yanında ona öldürücü bakışlar atıyordu.


"Torunuma o magnolia denen şeyi yedirebileceğini sana kim söyledi?"


"En azından şimdi yemek yiyor değil mi?" derken oğlan, kızın onu nasıl bu kadar kolay satabildiğini düşünüyordu.


"Soruma cevap ver."


Oğlan, kıza yardım istercesine bakmaya başladı ama kızın tek yaptığı tabağını bitirip sürünerek mutfaktan çıkmak oldu.


"Be... Beatrice neden?!" diye feryat etti oğlan içinden.


"Her neyse, bu seferlik seni affediyorum. Bugün ne yaptıysan aynısını her gün tekrar edeceksin. Torunumun başına bir şey gelirse... Eğer birşey olursa öğreneceksin, bunu aklından çıkarma. Şimdi eve gidebilirsin."


Kadın, kızın dışarı çıkmasını her ne kadar istemese de az ömrü kaldığının farkındaydı. Artık torununu özgür bırakmaya başlamasının zamanıydı ve belki de bu genç oğlan torununa kalbini açmasında yardım edebilirdi.


Oğlanınsa aklı kızda kalmıştı, yine de başını sallayıp çıktı.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Kız yatağa geçmiş gördüğü o güzel ve parlak denizi, kulağında çınlayan oğlanın tok sesini düşünüyordu.


"Dünyayı senin gözlerinden görmek isterdim." dedi kız ve gözlerini kapattı. "Senin renkli dünyan..."


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Oğlan yolda yürürken kızı düşünüp durdu. Ne zaman farklı birşey düşünmeye çalışsa aklına yine o geliyordu.


Tatlıya nasıl kedi gibi baktığı ve ona ismiyle seslenmesini söylerkenki ses tonu aklında dolanıp duruyordu.


"Sevimli..." diye mırıldandığı zaman oğlan kızardı ve adımlarını hızlandırdı. "Ne düşünüyorum ben?"


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Bugün tiyatroya gitmeye ne dersin?"


Dışarı çıkmaya başlayalı 1 hafta oluyordu, kız bu 1 haftada her gün yemek yedi ama günde 1 tabaktan fazla yemeği reddediyordu.


Kız kafasını sallayarak onayladı ve oğlan sandalyeyi tiyatro salonuna doğru sürmeye başladı.


"Neye gideceğiz?" diye sordu kız.


"Bilmem." dedi oğlan. "Gidince öğreneceğiz."


Oğlanın bu rahatlığı karşısında kız şaşırmıştı ama belli etmedi.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Ben biletleri alacağım." dedi oğlan titreyen bir sesle.


Kıza bakmıyordu, gözleri kalabalığa kenetlenmişti. Kız tamam, anlamında bir ses çıkardığında oğlan tereddütle kalabalığa ilerledi.


Bir sorun olduğunu anlamak zor değildi ama sorunun ne olduğunu bilmediği için müdahele edemiyordu kız.


O sırada oğlan büyük bir korkuyla gişeye ilerliyordu. Tiyatorya gitmeyi o istemişti ama daha bilet bile alamıyordu.


Çevredeki bütün fısıltılar sanki onunla ilgiliymiş gibi hissetmeye başladı oğlan. Başı dönüyor ve soğuk terler döküyordu. Her an bayılabilirdi o an.


En sonunda nefesinin kesildiğini hissettiğinde istemsizce yere çöktü. Bunu gören kız, ne yaptığının farkında olmadan kendini oğlanın yanına attı.


"İyi misin? Sorun ne?" diye sorup duruyordu oğlana ama tek bir cevap bile alamıyordu.


Varlığını belli etmek için oğlanın elini tuttu. Bu belirtileri daha önce de görmüştü kuzeninde. Nasıl geçireceğini tam olarak bilmese de, amcasının ve yengesinin rahatlatıcı sözler söylediğini hatırlıyordu.


O an tek bir sorun vardı: Daha önce kimse kızı rahatlatmamıştı. Bunu nasıl yapacağını bilmiyordu.


O zamanlar amcasıyla yengesini dinlemediği için pişmanlık duydu. Sonra da aklına gelen ilk şeyi yaptı. Oğlanın yüzünü ellerinin arasına aldı ve alınlarını birbirine dayadı.


Tüm bunların kalabalıktan olduğunu varsayıyordu, bu yüzden onu yalnız olduklarına ikna etmeliydi.


Oğlan gözlerini kaçırmaya çalıştığı sırada kız konuştu. "Bana bak. Sorun yok, ne olduğunu bilmiyorum ama sana, bir şey olmayacağını garanti edebilirim."


Kendi ağzından çıkan bu sözlere kız bile inanmamıştı. Oğlanın asla inanmayacağına emindi ama oğlan o sırada kızın donuk mavi gözlerini inceliyordu.


Buz tutmuş bir gölü andıran bu gözlere bakmaktan kendini alamıyordu. Bütün düşüncelerini gözlerinden okuyabiliyordu kızın.


Nefesi yavaş yavaş düzene girerken oğlan elini istemsizce kızın yanağına götürdü ve fısıltıyla "Çok güzelsin." dedi.


Kız bu sözlerle hızla oğlanı bırakıp geri çekildi. Yanaklarının yandığını hisseddiyordu. Böyle olduğu zamanlar genelde hasta olduğu zamanlardı ama şu anda hasta hissetmiyordu. Sorunun ne olduğunu da tahmin edemiyordu.


Oğlanın da kızdan farkı yoktu. Geçirdiği panik ataktan sonra asıl nefesini kesen şey kızın mavi gözleri olmuştu.


Sen, benden tiksinmezsin değil mi? diye düşündü Arthur.


Sen, beni terk etmezsin değil mi? diye düşündü kız.


Aslında ikisi de aynı anda farklı kelimelerle aynı şeyi düşünmüştü. İkisi de birbirinden farklı şeyleri umuyordu ama tek bir fark vardı: Biri güveniyor, diğeri ise güvenemiyordu.


"O zaman, seni sandalyene geri oturtup yine bilet almaya gidiyorum." dedi oğlan hafif bir gülümsemeyle.


"Emin misin?" diye sordu kız.


"Merak etme, aynı hatayı iki kere yapmayacağım."


Oğlanın verdiği bu cevap kızı rahatsız etmişti. Çünkü bu oğlanın elinde olan bir şey olmamasına rağmen kendini suçluyordu. Bu, yürüyemediği için özür dilemesi gibi bir şeydi.


"Ben de özür dilerim." dedi kız. O an içini bir sinir bürümüştü.


Oğlan ilk başta ne dediğini anlayamadı ama sonradan biletleri almaya giderken jeton düştü. Daha önce hiç bu şekilde düşünmediğini fark etti.


İçini tuhaf bir his kapladı. Bu hisse yabancıydı ama bir o kadarda tanıdıktı.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Bir süre sonra elinde iki biletle oğlan göründü.


"Gidelim, Beatrice." dedi oğlan gülümseyerek. Ardından ekledi. "Ve teşekkür ederim."


Kız şaşırmıştı. Bu teşekkürü beklemiyordu ama bunu dediği için mutsuz değildi. Aksine, içini tuhaf bir neşe bürüdü.


Buna hakkım var mı? diye düşünmeden edemedi kız. Bu kadar güzel şeyleri yaşamayı daha önce hayal dahi edemezdi ama şimdi daha fazlasını istiyordu.


Bu konu hakkında daha fazla düşünmeden "Oyunun adı ne?" diye sordu.


"Deniz... ve Gökyüzü." diye cevapladı oğlan. "Bir çocuk piyesiymiş ama... şey..."


Oğlan oyunla ilgili çekici bir özellik söylemeye çalışırken kız "İzlemek istiyorum." dedi oğlanın çırpınışlarına son vermek istermiş gibi.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


"Burada rahat mısın Beatrice?"


Kız başını salladı. Oyundan bir beklentisi olduğu söylenemezdi, ilk kez bulunduğu bu ortam bile ona ilginç gelmiyordu. Her yer aynıydı onun için. Siyah ve beyaz, tek düze. Belki de bu yüzden oğlanı merak ediyordu. Herkesten daha da ümitli ve mutlu bu oğlanı... Dünyada bu kadar güzel ne gördüğünü merak ediyordu.


Oyun başladığında herkes susmuştu. Çocuklar bile normalden daha sessiz gelmişti kıza.


Piyes ilk başta çok ilgisini çekmemişti ve dikkat etmemişti ama şu kısımlarda kafasını kaldırdı ve izlemeye karar verdi.


"Ah güzel deniz, kabul eder misin gökyüzünün arkadaşlığını?"


"Nasıl kabul ederim seni? Gözümün görmediğini. Uzaktasın sen bana, çok uzakta."


"O zaman her gün buluşalım ufukta. Ben de görmek isterim seni. Buluşalım ikimizin de son durak noktasında."


"Ufuk..." diye tekrar etti kız. Aklına oğlanın sözleri gelmişti.


"Ufuk nerede bilmem? Kalırım ben burada, gidemem uzaklara."


"Ben seni götürürüm rüzgarlarla. Arkadaşım olursan götürürüm seni istediğin her yere."


"Nasıl güvenirim sana? Ya götürürsen beni bilinmeze, nasıl dayanırım ben oralara?"


"Bak oraya. Görür müsün eteklerinin sonunu? Seni oraya götüreceğim, orada buluşacağız seninle. Gitmek istemez misin hala?"


Kız, oğlanla yaşadıklarını düşündü. Denizle aynı anda "İsterim." dedi. Sonra oğlana bakarak tekrar etti. "İsterim."


Oğlan ne olduğunu anlamamış halde kıza baktı. "Ne istiyorsun?" diye sordu.


Kız cevap vermedi. Sadece başını öne eğdi. Fazlasıyla utanmıştı. Oğlan da piyesi izlemeye devam etti. O sırada kızın ne demek istediğini anladı ve yanaklarının yanmaya başladığını hissetti.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Oğlan kızı evine bırakmıştı ve kendi yoluna gitmeye başladı.


Aklına kızın piyesteki sözü geldi ve yeniden utandı. Ne demek istediğini en başta anlayamadığı için kendini aptal gibi hissediyordu ama bu konuyu açmaya cesareti yoktu. Sonra onu evde tek bıraktığını fark etti ve endişelendi.


Geri dönecekken kadının az sonra eve geleceği bilgisiyle rahatladı ve yoluna devam etti.


Neredeyse evine varmıştı ki dayanamadı ve koşarak geri dönmeye başladı. Kıza bir şey olursa bu onun suçu olacaktı, böyle bir riski göze alamazdı.


Eve vardığında her şey çok normal görünüyordu. Ta ki içeri girene kadar.


Kızı yerde boş gözlerle kapıya bakarken buldu. Gözleri doluydu ama bir damla bile akmıyordu.


Edişeyle içeri girdi ve kızın önüne çömeldi. "Beatrice, ne oldu?!" diye sordu kızı omuzlarından hafifçe sarsarak.


"Bilmiyorum." dedi kız fısıltıyla. "Büyükannem yere düştü. Nefes alamıyor gibiydi. Ben de ambulansı aradım. Sanırım en yakın hastaneye götürdüler. Bilmiyorum, büyükanneme ne olacak?"


Oğlan kızı kucağına aldı. "O zaman en yakın hastaneye gideriz." dedi oğlan gülümseyerek. Kızı teselli edecek bir söz bulamıyordu bu yüzden durumu kendi gözleriyle görmesinin daha iyi olacağına karar verdi.


Kız, oğlan geldiği için biraz daha rahatlamıştı ama ona bunu söyleyebileceğini sanmıyordu bu yüzden "Sapık." dedi. Oğlansa aldırış etmedi. Aksine ona böyle bir şey demiş olmasının biraz da olsa şoku atlattığı anlamına geldiği düşüncesiyle rahatladı.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Günler geçmişti ve en sonunda kızın aldığı haber büyükannesinin ölümü olmuştu.


"Neden büyükanne?" dedi kız fısıltıyla. "Neden uyudun? Söz vermiştim. Ben senden önce uyuyacaktım. Neden bana acı çektiriyorsun?"


Sonra olabildiğince yüksek bir sesle bağırdı. Şimdiye kadar içinde tuttuklarının bir dışavurumuydu bu. Ellerini ağzına götürdü ve bastırdı.


Sessiz ol, sessiz ol, sessiz ol, sessiz ol...


Kafasında amcasının sözleri yankılanıyordu. Büyükannesinden önce ona o bakıyordu.


Sessiz ol, derdi ona hep. Kız, onun sayesinde rahatsız edici biri olduğunu anladı. Uyumak istenesinin bir başka nedeni de buydu: Rahatsız etmemek, sessiz olmak.


Sandalyesine doğru sürünmeye başladı ve fısıltıyla şunları tekrar etti. "Yeni bir kayıp. Yeni bir acı."


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Oğlan yol boyunca kızın dikkatini dağıtacak şeyler bulmaya çalıştı ama aklına hiç bir şey gelmiyordu. Daha önce bir yakınını kaybeden birini teselli etmeye çalışmamıştı.


En sonunda eve ulaştığında kapının açık olduğunu gördü. Telaşla içeri girdi ve kıza baktı.


Kız evde yoktu ama zorla girildiğine dair bir işaret de yoktu. Belli ki kız kendisi çıkmıştı.


Sokaklarda koşarken kızın gidebileceği yerleri düşünmeye çalışıyordu. Onu özellikle etkilemiş olabilecek bir yer.


Aklına gelen ilk yer deniz kenarı olmuştu. Fazla düşünmeden oraya doğru koşmaya başladı. Bütün ihtimaller onun için çok değerliydi şu anda.


✄┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈┈


Deniz kenarına vardığında kızın yüksek bir yerden denize baktığını gördü. Uca çok yakın duruyordu.


"Beatrice!" diye bağırdı oğlan korkuyla.


"Uzak dur." dedi kız. Sesi kayalıklara vuran dalgalar gibi güçlüydü.


"Sorun ne? Neden beni beklemedin?" Oğlanın telaşlı sesi kızın sinirlerini bozuyordu.


"Bana engel olurdun."


"Sorun ne?" diye sordu oğlan. Kızı şu an geri çekse bile sonradan yeniden gelebileceği bilgisi onu korkutuyordu. Sabah olmasa gece... 24 saat kızın yanında duramazdı. Kızla arasında belli bir mesafe bıraktı.


"Sadece fark ettim ki artık kaybedebileceğim tek şey hayatım." dedi kız. "Bacaklarım yok, renklerim yok, annem yok, babam yok, büyükannem yok."


"Ya ben?" diye sordu oğlan.


Kız duraksadı. Sonra ellerini tekerleklere koyup biraz daha ilerledi. "Senin kendi hayallerin var. Kendi yolun var. Benim, sana sadece yük olduğumu anlayacaksın. Beni terk edeceksin."


O kadar gerçekçi söylemişti ki bunları, duyan herkes sözlerine inanırdı ama oğlan tüm dikkatini her an aşağı atlamaya hazır olan kızın hareketlerine vermişti. Gerçek olmadığını bildiği şeylerle ilgilenmiyordu.


"Ben Beatrice'i seviyorum." dedi oğlan. "Sen bana bir yük değilsin. Birlikte geçirdiğimiz her anı seviyorum. Ben de istiyorum Beatrice. Ben de seninle ufukta buluşmak istiyorum, seni ufka götürmek istiyorum." Onu ikna etmek istiyordu, varlığının gerçek olduğuna onu inandırmak istiyordu.


Kız duraksadı. Aşağı düşmesi için sadece bir kere ittirmesi yeterliydi. Geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı, hıçkırmaya başladı.


Oğlan yavaşça yaklaşmaya başladı. Sonra kızın sesiyle durdu.


"Anlamıyorsun, Arthur."


Kız, oğlanın adını ilk defa kullanıyordu. Oğlan adını yalnızca böyle bir durumda kullandığı için üzülmüştü.


"O zaman anlat. Neyi anlamadığımı söyle. Ama önce lütfen, izin ver seni buradan çıkarayım."


"Neden?" Kızın sorusu havada bir süre asılı kaldı. "İşin sonunda beni terk edeceksin. Acımayla sevgiyi karıştırmadığını nereden bilebilirim?"


Oğlan ne cevap vereceğini bilemiyordu. Sessizce kızı bekledi.


"Arthur, ben artık kaybetmek istemiyorum. Bir şeyimi daha kaybetmeden, bir kişiye daha yük olmadan, birini daha rahatsız etmeden uyumak istiyorum. Gözlerimi bir daha açmazsam her şey daha güzel olacak, çünkü artık dünyanın asla huzurlu olamayacağını biliyorum."


Kız tekerlekleri sıkıca kavradı. Oğlan bunu gördüğünde hızla ileri atıldı ama yetişememişti.


Bağırmak istiyordu ama yapamıyordu. Onu ikna etmek için ağzından bir kelime dahi çıkmamıştı. Başaramamıştı, yeterli değildi. Asla yeterli olmazdı, olamazdı.


Bir süre öylece aşağı baktı. Kanın suda dağılışını izledi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.


Kız ona inanmamıştı ve onu bir başına bırakmıştı. Yine de oğlan, kıza sinirlenemiyordu. Haklı olduğunu biliyordu, eğer oğlanın paraya ihtiyacı olmasaydı asla onu tanıyamayacağını biliyordu. Böyle bir insana güvenmesi zordu ama bu çok kırıcıydı.


Acılarını sırtlanmasında yardımcı olamadığı için, onu ikna edemediği için, yeteri kadar güven veremediği için kendisinden nefret ediyordu.


Annesi her zaman derdi. Her şey güzel olacak. "Her şey güzel olacak." diye tekrar etti.


Bu sözlere ve kızın duygularının gerçekliğine tutunarak, gözlerinden son bir yaş süzülürken oğlan kendini gülümsemeye zorladı. "Ufukta... Ufukta buluşalım." dedi titreyen sesiyle. "Bekle beni güzel deniz."



30 Haziran 2023 09:29 3 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
4
Son

Yazarla tanışın

Şeyma Nur Koyuncu İnstagram: watty_1stellar1 Wattpad: 1Stellar1 Çizgi Stüdyo: 1stellar1 Vaveyla: 1stellar1

Yorum yap

İleti!
Şeyma Nur Koyuncu Şeyma Nur Koyuncu
Hikaye hakkındaki görüşlerinizi paylaşabilirsiniz. İlk yorumunuz kredi kazandırır.
August 02, 2023, 14:37
Biki 💫 Biki 💫
Ellerinize sağlık sayın yazar❤
July 14, 2023, 11:04
Biki 💫 Biki 💫
Belki bir gün ufukta buluşmak dileğiyle...
July 14, 2023, 11:04
~