nisanurkarahan41660769709 Nisa Karahan

Genç bir rapçinin sıradan olmaya çalışan hikayesi. Hayata karşı umursamazlığıyla aynı zamanda hayatta kalma mücadelesini yaşarken hayata hep gülümseyen Apollon, gülümsemesinin solduğu yere yani geçmişine yolculuğu.. O; müziğin, sanatın, ateşin Tanrısı Apollon'a ne kadar yaklaşabilir?


Genç Kurgu Sadece 18 yaş üstü için.

#derin #ateş #dram #sevgi #mafya #dostluk #aşk #çete #rap #müzik #Sanat
3
1.6k GÖRÜNTÜLEME
Devam etmekte - Yeni bölüm Her Perşembe
okuma zamanı
AA Paylaş

Boş sokaklar

Bu şehirde akşama doğru; İçime korku, Ayaklarıma karasu iner Bu şehirde akşama doğru; Gülünç gözükür yolcu, Sevsinler Bu şehirde akşama doğru; Yalnız ve ağlamaklı olduğumu, Bilsinler


Yabancı Şehir - Behçet Necatigil


Karanlık, ıssız ve boş sokak aralarında yalpalayarak yürüyordum. Nereye gittiğimden emin değildim. Sadece yürüyordum. Kolumdaki zincir sesi her adım attıkça zihnimde yankılanıyordu. Dayanamayıp koparıp attım. Şuanda daha mı mutluydum? Emin değilim. Galiba. Ama artık daha sessizdi. Ayak seslerim hariç. Onları engelleyemiyordum. Onları koparıp atamıyordum. Kalbimin sesi kulaklarımda atıyordu. Elimde olsa kalbimi söküp çıkarmak yerine kulaklarımı keserdim. Tek çözüm yolu bu gibi gözüküyor. Bu sefer az içmiştim ama kafamı ayakta tutamıyordum. Beni dengesiz ve sarhoş yapan bu sesler miydi? Dünyanın dönerken çıkardığı seslerden karıncanın ayak seslerine kadar. Hissediyormuşum gibi. Var ama yok gibi, karışık bir şey. Bu şeyleri duymaman onun olmadığı anlamına mı gelir? Duymamak için düşünmek en etkili yol mudur? Mesela şu sokak köşesinde kadını döven adamın çıkardığı sesleri, kadının yardım seslerini duymamak için düşünmek ve düşünürken her şeyin olup bitmesi olağan mıdır? Kalbini sökmekle kulaklarını kesmenin arasında hiç bir fark yok. İkisinde de aynı yola çıkarsın. İkisinde de aynı sessizlik. Peki ya görmek? İşte artık onun hiç bir önemi yok. Gözlerimi alamadığım almak istemediğim duvardaki grafitiden çekip sokağın sonundaki adamın hiç tereddüt etmeden kalkan eline baktım. Tekrar duvara çevirdiğimde duvara ‟Güzelmiş la.." diye fısıldadım. Kelimelerim de benim gibi dengesiz bir şekilde ağzımdan çıkıyordu. Hızlı olamaya çalışan ayaklarım bunlara engel olmaya çalışan kulaklarımla sokağın sonuna geldim. Ani bir hareketle beni fark etmeyen adamı iteleyip hiç beklemediği bir yumruk savurdum. Çok yavaş vurduğumu elim boşluğa düşünce fark ettim. Kadının hafif tebessümü bana yetmişti. Adam sinirle kalkıp üstüme gelince düşündüğüm tek şey kadının yerine en azından beni dövecek olmasına sevinmemdi. Bana attığı yumrukla kadın hızlıca oradan uzaklaşmıştı. Bir süre sonra sinirini üzerinden atmış olacak ki yakamı bırakıp kadının olmadığını görünce öfkeyle bana baktı. "Senin ben belanı sikeyim." deyip hızlıca beni iteleyip gözden kayboldu. "Eyvallah orospu çocuğu!" Zar zor dizlerimin üstüne çöküp derin bir nefes aldım. Hava bugün güzeldi fakat tam olarak kötü diyemeyeceğim oldukça garip bir gündü. Daha önce hiç tatmadığım garip duygular içindeydim. Sinirli miydim? Hayır bunun için fazla yorgundum. O değil de neredeydim ben. Etrafıma baktım. Tanıdıktı. Başımın aniden sızlamasıyla canımın acıdığını yeni yeni hissetmeye başlamıştım. Geldiğim yöne yavaş yavaş ağır adımlarla yürüdüm. "Grafiti.." Ağzımı aralayıp kan tadının almamla gülümsedim. Gözlerimi duvara diktim. Bir şeyler anlatmaya çalıştığı kesindi ve tek anladığım buydu. Altında atılan imzayı gözlerimi kısarak okumaya çalıştım. Has siktir! Bulanık gördüğümü yeni fark etmiştim. Ellerimle gözlerimi ovuşturdum. Yürümeye devam ettim. İlacımı yanıma almamıştım. Öyle bir bardan çıkmıştım ki bırak ilacı arkamda bıraktığım kişiyi de unutmuştum. İlaçlara da gerek kalmadı sanırım. Adam ilaç olmuştu. Pek bir şey duyamıyordum artık acıdan başka. Bana gerek kalmadan insanlar kulaklarıma bıçak oluyordu. Bir sokağa girdim. Sokağın sonuna doğru yürümeye başladım. Tanıdık bir sokaktı. Kafamı yerden kaldırdığımda iki katlı ahşap kırmızı, sevimsiz bir eve gelmiştim. Buraya durduk yere ne çekmişti beni. Demir paslanmış bahçe kapısından içeri girdim. Çok büyük bir bahçe değildi ama koca bir hayatım sığmıştı. Hiç sevmezdim bu evi. Biraz ilerleyip beş katlı merdivenlerden çıkıp kapının eşiğinde durdum. Kafamı kaldırıp çenemi kapıya yasladım. Havaya içime çektim. Bu esinti.. bu esintiyle beraber tüm anılarım zihnimde canlanmaya başladı. Ahh tam şuanda kendimi bir yerden sallandırmak istiyordum. Burada olmamalıydım.


----


‟Çocuk hadi şu merdivenlerde boş boş oturmayı bırak da gel yardım et." Babamın ifadesiz sesiyle ona doğru döndüm. ‟Hadi lan bakmayı keste şuradan çekici ver. " demesiyle hızla ayağa kalkıp çekici uzattım. Sert sert bakıp bir hışımla elimden çekici aldı. Elime çiviyi verdi ve gösterdiği şekilde çiviyi duvara tuttum. Ellerim titriyordu. Şuana özel bir şey değildi o günden sonra sürekli titremeye başlamıştı. Bu babamı daha da sinirlendirdi. Gözlerinden anlamıştım. ‟Düzgün tut şunu çocuk." diye tısladı. Daha sıkı kavradım çiviyi. Göz ucuyla bana bakıyordu. Çiviyi vurmasıyla çığlık atmam bir oldu. Elimi kendime doğru çekip yere oturdum. Ağlamam şiddetlenmişti. Elime korkudan bakamıyordum. Babama döndüm. Buz gibi bakıyordu. Elinde ki çekici yere düşürdü. Ve bana bakmaya devam etti. Çok sessiz bir şekilde ‟iyi misin?" deyip elimi hızla kendine doğru çekti. Elini yaranın üstünde gezdirip tırnağıyla üstüne bastırdı. Çığlık atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Çığlık atmam yasaklıydı. Öfkeyle baktım ona. Elimi bırakmasını bekledim hiç bir şey demeden. Peçeteyi alıp parmağıma uzatınca hızlıca kalkıp merdivenlere tekrar oturdum. Bilerek yaptığına adım kadar emindim. Elime korkarak baktım. Kanın aktığını görünce kalbim hızlı bir şekilde çarpmaya başladı ve gözlerim karardı..


----


Elimi avcumun içine alıp uzun uzun baktım. Yara izi hala duruyordu. Üstünü dövmeyle kapatmıştım. Diğer yaralarıma yaptığım gibi. O sırada telefonumun melodisiyle birden kulaklarımı tuttum. Başım çatlıyordu. Arayan Mert'ti. Telefonu geri kapatıp arka cebime koydum. Bir ara telefonumun melodisini değişmem gerekiyordu. Daha gençliğimin baharında olmama rağmen fazlasıyla yorgundum. Tembellik çökmüştü üstüme. Merdivenlere yavaşça çökerek oturdum. Şapkamı başıma geçirdim. Ayın ışığı yetiyordu her şeyi görmeme. Bahçeyi izledim. Ayın ışığı fazlasıyla yetiyordu bu çirkin bahçeyi görmeme. Burası değişmişti. Lavanta ekilmişti. Yüzümü buruşturdum. Gerçekten çirkindi. Bu devirde lavanta mı kalmıştı ya? Şu anıların bir kutunun içine koyup denize atmak gerekiyordu. Çünkü tekrar geri gelmişlerdi. Ah tekrar ve tekrar.. başıma sert bir şekilde vurdum. Kim ekmişti lan bu çiçekleri?


Birden ‟Hey!" diye ses duymamla yerimden sıçradım. Karanlıktı. Sadece sokağı aydınlatan bir lamba vardı. Onun mavi gözleriyle göz göze geldim. Çok parlaktılar. Far görmüş tavşan gibi baktığıma emindim. Bugün çok fazla hayvana benzetmiştim kendimi. Bu konuyu sonra tartışmak için bir kenara koyup karşımda duran kızı inceledim. Karanlıkta pek seçilmiyordu. Ne var anlamında başımı salladım. Kız sert bir şekilde ‟Düşüncelerinizi bölmek istemem ama.." derken sözünü kesip ‟Düşünmeyi bırakalı çok oldu. Az önce bir sokak köşesinde bırakıverdim." Garip bakışlar attığına emindim. Bir duraklamadan sonra ‟Yirmi dakikadır buradayım ve beni fark etmediniz." Gerilmiştim. Ne diyeceğimi pek tartmadan rahat olmaya çalışarak ‟Yirmi dakikadır orda durup benim fark etmemi bekleyeceğine ses çıkarsaydın.." ‟Yapmadım mı sanıyorsunuz?" deyince ellerimi havaya kaldırıp ‟Tamam. Öyle olsun." Uzatmaya gerek yoktu. Bu aralar tanımadığım insanlarla az kavga etmeye çalışıyordum. Bu düşünceme sırıtmıştım. Biraz durup bakıştıktan sonra ‟Ne bakıyorsun halen ne diyeceksin?" dedim. Kız bir hararetle ‟Gecenin bu saatinde ne işiniz var burada? Kapımın önünden çekilsen de evime girip bir temiz uyku çeksem diye düşünüyorum." deyince şaşırıp yerimden kalktım. Onun burada oturabileceğini neden düşünmemiştim? Kızla aynı boylarda olduğumu kalkınca fark ettim. Kız aniden kalkmam yüzümü fark etmiş olacak ki ifadesi değişti. Midem bulanmaya başlamıştı. "İyi misiniz?" Sorusuna kulak asmayıp ‟Sen burada mı oturuyorsun? Birinin burada oturabileceğine ihtimal vermemiştim. En son geldiğimde burası boştu kusura bakma." Aniden kalktığımdan gözlerim kararmıştı. Kız bana yaklaşarak telaşla ‟Hey yavaş iyi görünmüyorsun otur istersen." deyince elimi kalbime götürüp "İyiyim sadece başım döndü." dedim. Telaşla muhtemelen dağılmış suratımdan gözlerini ayırmadan geri çekildi. Tam o anda midemden gelen baskıyla eğilip çiçeklerin olduğu tarafa kustum. Başım o kadar çok ağrıyordu ki. Kızın çığlık falan atmasını bekliyordum. "Otur demiştim sana!" deyip beni tutmaya çalıştı. Yavaşça yere çöktüm. "Mükemmelim. Sıkıntı yok. Ama çiçeklerin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim." diye fısıldadım. Kız hemen anahtarlarını çıkartıp içeri girdi. Ardında bir bardak su, ağrı kesici ve ıslak mendille yanıma geldi. İlaç kutusunu alıp üç tanesini elime döktüm. Ağzıma atıp suyu alıp kafama tek nefesle diktim. "Yavaş yavaş. Hepsini birden yutamazsın." Susamışım lan. "Yuttum bile daha erken demeliydin. Tüh!" Adını bilmediğim ve hiçte merak etmediğim kız ters ters bakıp ıslak mendili uzattı. Elimle geri çevirip " Yok sağ ol kalsın." Kız tekrar uzatıp "Ye diye vermiyorum al yüzünü sil." Hayretle baktım. "Hadi ya ben de yemek için zannetmiştim. Teşekkür ederim. Sana da zahmet verdim. Gece gece kan görmeye tenezzülüm yok. Kusura bakma mükemmel bahçenin içine kustum." Parmak uçlarımdan saçımın son teline kadar bir titreme yaşadım. Utanmanın ve mahcup olmanın getirdikleri adlı bir makale yazma fikri geldi aklıma. Bu tür durumlarda o konu hariç her şeyi düşünmeyi huy edinmiştim. Sevimli gülümsememi takındım. Kız gülüp "Dert değil." dedi. Bardağı alıp ‟Bu arada yaklaşık bir aydır burada oturuyorum. Sen soruma hala cevap vermedin?" merakla. Kızı döndüm yutkunup ‟Ne sorusu? Ha.. Eskiden burada otururdum. Az önce bir azını mahvettiğim çiçekleri sen mi ektin?" Kız çiçeklere doğru dönüp "Evet ben ektim" deyip gülümsedi. Ayağa kalkıp toparlanmaya çalıştım. ‟Lavantalar bu eve yakışmıyor. Hatta hiç bir çiçek. Neyse ben gidiyim tekrar kusura bakma. Ha bu arada kapının önüne gelen her adamada güvenme. Bir de benim gibi sarhoşsa. Biliyorsun ki burası Türkiye!" deyip bahçe kapısına yöneldim. Kız arkamdan seslenmesine duymazlıktan gelip adımlarımı hızlandırdım.


-------


Sabaha doğru


"Hey! Şitt lan oğlum kalsana. Bu ne halin ya? Sızmış kalmışsın burada. Gözlerim yarı açık bir şekilde Mert'e bakıyordum. "Hay sikim. Başım.." Kalkmaya çalışınca başım döndü. Yere düşecekken Mert kolumdan tutup beni duvara sabitledi. Bir eliyle cebimdeki anahtarı ararken diğer eliyle beni tutuyordu. Bu arada söylenmeyi de ihmal etmiyordu. Bunun anahtarı yok muydu? Benim anahtarımı ne arıyordu? Bu arada başım fena zonkluyordu. "Ulan sen ne üşengeç adamsın. Buraya kadar gelmişsin kapıyı açıp içeri girmedin mi? Kimi sinirlendirdin sen yine? Ezmiş seni." Anahtarı bulunca zafer kazanmış gibi gülümseyip anahtarı havaya kaldırdı. Ben ise onun bu haline sırıtmıştım. "Ne kapının önüymüş arkadaş bıktım şu kapılardan." diye söylene söylene içeri girdim. Bu geceki olay hakkında tek bir kelime edecek halim yoktu. Beni banyoya götürdü. Kendime gelememiştim hala. Uyku sersemi halimle boş boş Mert'e bakıyordum. Üstümü çıkartırken bir yandan da dün akşam nerede olduğumu soruyordu. "Tamam sen git ben hallederim" Beni dinlemeden küvete oturttu. Konuşmayı da ihmal etmiyordu. "Ne konuştuk biz seninle? Bir de güya Hakan sana göz kulak olacaktı. Nerede o hıyar? Onunla değil miydin? Seni yalnız niye bıraktı? Al işte yalnız kalınca hep böyle oluyor." Soğuk suyu açıp üstüme tutunca "Lan buz gibi. Bilerek yapıyorsun ha. Senin beni düşündüğün yok." diye bağırdım. "Çok konuşuyorsun Mert. Çok soru soruyorsun. Hem bu sefer cidden az içtim." Akan suyun rengi yavaştan değişiyordu. Kolumda ve göğsümdeki dövmelerden çok belli olmayan morluklara baktı. Kafama vurup "Bu halin ne ya? Dün kayıta da gelmedin. Kaç saat bekledik seni. İlaçlarını aldın demi? Reçeteyi kaybetmediysen tabi. Doğru söyle lan yoksa Aresle mi karşılaştın?" Başımı sağa sola doğru salladım. Ardından alayla "Sikeyim Aresi! Sen bir de karşı tarafı gör diyeceğim ama görsen sen de bir posta dövmek istersin." Sonra parmağımı kaldırıp "Ha bu arada Hakan'ın işi vardı. Gitti o erken." dedim pis pis sırıtarak. "Ulan su içer gibi yalan söylüyorsun?" deyip soğuk suyu yüzüme tuttu. Çığlık atmıştım. "Dur sen dur!" deyip beni boğmaya çalıştı. "Ya sen ne psikopat bir adamsın. Git işin gücün yok mu? Bu halimle bana işkence yapıyorsun." Arada nefes alamaya çalışıyordum. Küvetten avcuma su alıp onu ıslatmaya çalıştım. Bağırmaya başlamıştı. Ben ise kahkaha atıyordum. Banyodan hızlı bir şekilde çıkıp kapıyı kapatınca geriye doğru yaslandım. Yüzümdeki gülümseme solmuştu. Hızla inip kalkan göğsümü durdurmak için gözlerimi sımsıkı yumdum ve 10'a kadar saydım.


Havluyu belime sarıp banyodan çıktım. Mert telefonda birileriyle konuşuyordu. Merdivenlerden çıkıp odama gittim. Üstüme siyah tişörtle altıma eşofman giydim. Başıma havluyu geçirip aynada kendime baktım. Yüzüm şişmiş gözlerim çökmüştü. Aşağıya sallana sallana inerken son üç basamak kala durup atladım. Hakanla göz göze gelmemle yüzüm düştü. "Beni görür görmez ciddileşen yüzü beni germişti. Bir şey olmamış gibi geçip oturdum. "Yüzünün kötü olduğunu söylemişti de bu kadar beklemiyordum." "Abartma. İstersen bir pansuman atıver ha." Gülmeye başlayınca sinirlenmiş olacak ki "Sana elimi bırak gözümü bile sürmem. Yüzün iltihap kapsında göreyim." Sırıttım. Konuyu değiştirmek için "Sen ne ara geldin?" "Az önce de.. sen dün nereye kayboldun?" Ani konu değişimleri beni şaşırtıyordu. Cevap vermedim. Mert'in duymaması için yanıma yaklaşıp kulağıma fısıldadı. "Kendimde değildim kusura bakma." Mert bize dönüp "Ne fısıldaşıyorsunuz." deyince "Sana ne lan özel!" Hakana dönüp "Bundan 10 yıl öncede mi kendinde değildin? Hatırlatmasaydın ben çoktan unutmuştum." Önüme döndüm. Sinirlenmişti. "O ayrı." diye fısıldadı. Ardında saçımda ki havluya gözlerini dikip "Kurula şu saçlarını üşüteceksin." deyip arkadan yavaşça kafamı vurdu. Ters ters baktım "Yoo! Tek sorun sence bu mu şuan." Hakan'ın dediğini umursamadan açık olduğunu yeni fark ettiğim televizyona döndüm. Haber kanalı açıktı. Bir kaç dakikalığına dalmış bir şekilde bir birini bıçaklayıp ardından kan davasına dönüşen olayı merakla mimiksiz bir şekilde dinledim. Mert çıkarıp bir sigara yaktı. Ona dönüp ters ters baktım. "Olum içme şu sigarayı yanımda. Ses tellerime iyi gelmiyor. Yürü git balkonda iç." Hakan alayla "Şerefsize bak sen git her şeyi iç sigaraya gelince ses tellerim. Senin ben ses tellerini.." "Hop yavaş ses tellerime laf ettirmem. Hem dün öyle demiyordun." dedim sırıtarak. "Kes lan sesini." tısladı. "Ben sesimi kesersem hepimiz aç kalırız. En önemlisi insanların sanat ruhları da aç kalır." Mert sigara dumanını yüzüme üfleyerek "Paşama bak hele sen önce kayıta gel sonra düşünürüz insanların aç ruhlarını." Hakan da alayla "Senin lolipopun nerede? Bu aralar ağzında pek görmüyorum." deyince sinirlenerek ağaya kalkıp balkona gittim. İkisinin de gözleri sırtımdaydı hissediyordum. Arkamdan Mert' in sesi geldi. "Albüm kapağı bitti mi?" Balkonun demirliklerinden tutup aşağı doğru kendimi sarkıtıp kollarımı iki yana açtım. Hakan "Bitti bitti. Lan düşeceksin!" Hakanı duyumsamazlıktan gelirken saçımdan düşen havluyu tutmaya çalışıyordum. Şimdi de ayı olmuştum. Sayıları git gide artıyordu. Mertte ona katılıp "Dikkatli ol. Aç kalırız sonra." alayla gülünce arkamı dönüp göz devirdim. "Havlum düştü. Biriniz bir ara alın." Mert sinirli sinirli yaklaşınca gerilip "Tamam. Ben alırım bir ara" deyip merdivenlere doğru koştum. "Hem ben sizle niye hala takılıyorum ki. Pislikler sizi." Mert "Hmm bir düşünelim ben senin menajerinden fazla olup arkanı toplayan kişiyim Hakan ise çocukluğundan beri tek dostun. Yani başka şansın yok." dedi. "Off! Yalnız benim tek arkadaşım sizler değilsiniz!" bağırdım. Mert güldü. "O senin sürekli başını belaya sokan it sürüsünden mi bahsediyorsun." Umursamadım. "Ben uyumaya gidiyorum." deyip odama doğru yol aldım. Yukarı çıkıp yatağıma oturdum. Yastığımın altındaki fotoğrafı alıp uzandım. Uzun uzun baktım elimdeki fotoğrafa.


----


"Anne? Bu gün daha iyi misin? Ben iyiyim. Bugün okuldan kaçtım. Biliyorsun sınıftaki durumları. Bir gölgeden farkım bile kalmadı. Birileriyle ne zaman arkadaşlık yapsam hep bir sıkıntı çıkıyor. Biri hariç onunla iyiyiz. Yanında oturmama izin veriyor. Beni mutlu ediyor. Geçende sınıftan iki kişi beni tuvalette sıkıştırdı. Bana hiç istemeyeceğim şeyler yaptırıyorlar. Hallettim. Her zamanki gibi.. Bugün bu yüzden canım pek gitmek istemedi. Merak etme mutsuz değilim. Her zaman mutlu olacak şeyler bulmuşumdur. Mesela bugün parka gidip müzik yaptım. Hiç bu kadar güzel vakit geçirmemiştim. Tabi hemen üzülme seninle vakit geçirmekte güzel. Daha fazla dayanamam. Ama senin öğrettiğin gibi güçlü duruyorum karşılarında. Babamın kulağına gitmesin. Anne ben o kadar kötü müyüm? Yani sevilmeyecek kadar. " Yutkundum. "Sen beni seviyor musun? Eğer bilmek istersen ben seni seviyorum." dedim. Yanına geldiğimden beri hiç göz teması kurmayan annem bana baktı. Mimik oynamayan yüzünde bir tebessüm oluştu. Bana gülmüştü. Bende ona güldüm. Ama gözleri gülmüyordu. Gözlerinde ölmüş bir ruhun kalıntıları vardı.


----


"Apollon! Hey! Hadi be oğlum ne uyudun." Hakanın sesiyle gözlerimi aralamıştım. Telefona baktığımda sadece 20dk uyumuştum. Yastığı alıp yüzüme bastırdım. "Tamam be kalktım. Mert nerede?" "İşi vardı erken çıktı. Seni uyandırıp stüdyoya getirmemi söyledi." Mırıldanarak "Eve bir stüdyo yaptırmak gerek." Üstüme giymek için gardıroba doğru gittim o sırada Hakan " Sırf üşengeçliğinden konseri bile eve taşırsın. Evin kirasını bile zor ödüyoruz. Şu albümün bir çıksın bakarız.. Bu kim?" diye sordu. Ona döndüğümde elinde fotoğrafı tutuyordu. İmalı bir şekilde "Oğlum sen benim nasıl dostumsun?" diye sırıttım. "Annem işte tanımıyor musun?" dedim. Hakan bana döndü yüzünde tarif edemediğim bir duygu vardı "Saçmalama. Anneni tabii ki tanıyorum. Yanındaki küçük kızdan bahsediyorum. Bu kızı ilk kez görüyorum. Benim bilmediğim bir kuzenin mi vardı?" Ona bakmadan elimi kıyafetlerde gezdirdim. Birini aldım ve "Aynen" Gözlerimi kaçırmıştım. Fotoğrafa bakıp "Annen çok güzel ve asil bir kadındı. Çok da güzel gülerdi. Babana rağmen.." İç çekip gerisini getiremedi. Onun duymayacağı şekilde "Annem gülerdi ya ben de gülerdim yani derinden derinden.." Bana döndü "Bir şey mi dedin?" deyince başımı yana doğru salladım. "Allah rahmet eylesin." Ona yaklaşıp elindeki fotoğrafı aldım "Geç kalacağız. Yeter bu kadar duygusallık."


"Son kısmı tekrar alsana!" Camın arkasındaki Demirin sesiyle ona dönüp ters ters baktım. Mert ise yanında oturmuş beni izliyordu. Kafamı duvarlara vurmak istiyordum. Başım çatlıyordu. Avuçlarım terlemişti. "Tamam yeter" diye bağırdım. İki saattir Demirin ters bakışlarından bunalmıştım. Elimle kes işaret yaptım. Gözlerini oyma isteğiyle kafamı çevirdim o taraftan. Odadan çıkıp hızla banyoya girdim. Sırt çantamdan ilaç kutumu çıkartıp bir kaç tanesini ağzıma attım. Yeterli gelmeyeceğini anlayıp iki tane daha aldım. Yetmiyordu bir türlü. Yüzümü yıkayıp aynadaki dağılmış halime baktım. Bu halimle gerçekten korkutucu oluyordum. Tam o sırada Demir, kapıyı tıklatıp içeri girdi. Tedirgin bir şekilde yanıma gelip " İyi misin?" İlaçları saklayıp çantama attım. "İyiyim iyi başım ağrıyor sadece. Yarın devam etsek?" Ona bakmamaya çalışıyordum. "Tamam da o ilaçlar ne içindi?" "Yatıştırıcı!" konuyu kapatmaya çalıştım. "Fazla almıyorsun demi?" Güldüm. "Saçmalama. Ben eskisi gibi değilim." Çıkmaya yeltenmiştim ki eliyle durdurdu. "Buna hiç şüphem yok sadece daha fazla sıkıntı çıkartma." İç çektim. "Sıkıntı benim sıkıntım. Seni ilgilendirmez." Bir kaç saniye yüzüme aşağılıkmışım gibi baktıktan sonra "Seni ilgilendiren her şey bizi de ilgilendirir." O sırada Mert geldi. Demir, kulağıma doğru eğilip "Unutma." Ters bir şekilde kaçamak bakışlar attım. Mert "Kaç saattir ne yapıyorsunuz burada. Gelin hadi!" Demiri çok hızlı bir şekilde iteleyerek kapıya doğru ilerledim. "Sonra devam edelim." Mert arkadan seslense de duymazlıktan gelip arabaya bindim.


Bizim mekanın sokağına geldiğimde durdum. İnip etrafa baktığım da top sesinin kulağımda yankılanmasıyla o yöne döndüm. Sokağın çocuklarının top oynadığını gördüğümde gülümsedim. Berbat olduğum şeylerin arasında futbolda vardı. Yer Altı yazan tabelaya baktım. Aynı zamanda bizim çetenin adıydı. Bu son zamanlarda pek buralara gelemiyordum. En son çıkan olaylar Mert'in bardağı taşıran son noktaydı. Bildiğin çocuk gibi Yer Altında takılmamı yasaklamıştı. Bu beni güldürmüştü. Bu kadar üstüme titremesini anlayabiliyorum. İçeri girdim. Çok kasvetli, siyah ve kırmızı renkler ağırlıklı büyük sahnesi olan bir mekandı. Bizim ekip bir köşede oturmuş sohbet ediyordu. Çetenin sadece yarısı buradaydı. "Hey beyler ve hanımlar özlediniz mi beni?" diye bağırdım. Beni görünce herkeste bir şaşkınlık ve ardından 'oo' lar duyuldu. Şahin ayağa kalkıp gülerek "Vay Apollon sonunda izin alıp gelebilmişsin." Yanında oturan Deniz ona koluyla vurup "Kes sesini Şahin!" deyip bana döndü. "Özlemez miyiz be kardeşim." Hepsiyle tokalaştıktan sonra yanlarına oturdum.


Dali ben gelmeden önceki muhabbetine geri dönmüş heyecanlı heyecanlı "Ondan sonra tam çıkıyorduk kız birden üstüme atladı. Yok işte hayranınım falan klasik. Neye uğradığımı şaşırdım." Deniz ters ters bakıp "Ee!" "Ne esi kızım. Şimdi konuşuyoruz Instagramdan." Kamil gülüp "Oğlum sen ne şanslı itsin. Böyle şeylerde hep bunun başına gelir." Şahin ciddi bir şekilde "Bu şans değil ki. Biz de her önümüze gelen hayranla çıkabilirdik ama öyle şeylerde güven olmuyor. Bu hıyar gönül eğlendiriyor." Dali sinirlenip "Ne gönül eğlendireceğim hoş kız yani." Deniz birasından yudumlayıp "Senin için her kız hoş abi. Üstüne her atlayanla sevgilimi olunur. Bak benim üstüme atlıyorlar mı?" Kamil pis pis sırıtıp "Olunur. Sen bu işleri bilmezsin gülüm. Hem atlayamazlar da zaten." Deniz elinin tersiyle bir tane yapıştırıp "Düzgün konuş. Sen mi kara veriyorsun buna!" O sırada muhabbete dahil olmayan Tilki elinde sardığı sigarayı Denize uzatıp "İçer misin Stiks?" diye sordu. Dali Tilkinin başına vurup "Bize niye sormuyorsun?" elindeki sigarayı alıp yaktı. Sigarada bir nefes çekip üfledi. Deniz oflayıp bana döndü. "Sen neler yapıyorsun görüşmeyeli?" Şahin de atlayıp "Kimle dalaştın yine. Ulan biz olmayınca işte böyle döverler seni." Herkesin gözleri bana dönünce sırıtmakla yetindim. Kamil hemen araya girip "Albüm bitti mi? Ne zaman dinleriz be? Herkesten sır gibi saklıyormuşsun!" Artık bir şey söylemem gerektiğini beynimin bana tekrarlamasıyla " Son bir kayıt gerekiyor. Sonra.." Kamil "Merak ettik doğrusu. Bir parçasını dinletsene ya?" Sırıttım "Albümü bitirmeden dinletmem." Deniz "Hadi hayırlısı." deyip sırtıma desteklermiş gibi yavaşça vurdu. İçkiden bir yudum aldım. Muhabbetlerine devam ettiler. Hepsini teker teker incelemeye başladım. Hiç birinin benden bir farkı yoktu aslında. Uzun zamandır konuşmamış olsam da kaldığımız yerden devam ediyorduk. Hep de olduğu gibi.


"Aras yeter fazla oldu." Aras o kadar kilitlenmişti ki yerde yatan Ateşe arkadaşının dediklerini duymuyordu. Tüm gücüyle yerde harap olmuş bir şekilde yatan Ateşin elini ayağıyla ezdi. Ateşin ağından çıkan çığlık diğer ikiliyi dehşete düşürürken Arasın daha çok hoşuna gidiyordu. "Bakalım bir daha bu elinle bana vurabilecek misin?" Dişlerini sıkarak çenesini tutup yüzüne yaklaştırdı. Ateş bayık bir şekilde Arasın yüzüne baktı. Bir şey diyecek gücü kalmamıştı artık. Tam o sırada kafasına gelen ani sert topla sendeleyen Aras sinirle etrafına baktı. Gelen kişileri görünce yüzü değişti. Ona doğru yaklaşan üç oğlan çocukluklarından biri kaba bir sesle "Bırak çocuğu!" diye gürledi. Yanındaki iri yarı çocuk "Üç kişi bir kişiye denk mi lan?" Karşı karşıya geldiler. Aras pişkin pişkin sırıtıp "Tek kişide yetiyorum bu ibneye." En uzunları yerden aldığı topu sinirle Arasın yüzüne fırlattı. "Ben şimdi göstereceğim sana tek kişi üç kişiye nasıl yetiyormuş?" Topu tekrardan alıp Arasın üstüne doğru ilerledi. Diğerleri ise dünden kaçmaya razı bir şekilde geri çekildiler. Daha fazla bulaşmak istemiyorlardı. "Seni top manyağı yapacağım." deyip rahatsız eden bir gülüşle Arası duvara yapıştırmıştı. Elindeki topla duvara sektirir gibi Arasın üstüne atmaya başladı. İri yarı olan kaçmasın diye yanında bekleyip her yeltendiğinde tekrar duvara yapıştırıp tutuyordu. Diğeri ise Ateşin yanına eğilip zar zor kaldırmıştı. "İyi misin? Yürüyebilecek misin yoksa seni sırtlıyım mı?" Ateş hüzünlü bir gülümsemeyle kendisine yardım eli uzatana baktı. Hayatında ilk kez birine minnet duydu. "Yürüyebilirim." Duvara tutunarak doğruldu. Gözünden bir damla yaş gelmişti. Zorlukla Arasın olduğu tarafa bakı. Toplardan acıyla kaçmaya çalışıyordu. Tekrar karşısındaki çocuğa döndü. "Teşekkür ederim." Kekeleyerek konuştu. Üzülerek bakan karşısındaki çocuk sadece tebessüm etti. "Ben Ege." Koluna girip onu ilerdeki banklardan birine doğru ilerlediler. "Ben de Ateş." Oturmasını sağladı. "Tanıştığımıza memnun olurum umarım." Gülümseyip "Ben sana hemen su alıp geleceğim." Ateş yorgun bir şekilde beklerken diğer iki çocuğun ona doğru geldiğini gördü. "Bana yardımınız karşılığında size nasıl borcumu öderim?" Ateşin ciddi olup olmadığını yüzünü süzerek bir kaç saniye beklediler. Ardından iri olan gülüp "Kaleciye ihtiyacımız var. Kaleye geçsen yeter." Bekleyip onay almak için yanındakine baktı. Uzun olan kafasını sallayıp "Borcun falan yok. Biz yapılmasını gerekeni yaptık. Bu arada ben Şahin. Bu da Buğra." O sırada koşarak Ege geldi. Su şişesini Ateşe uzattı. Ateş şişeyi alıp bütün iştahıyla suyu içerken Şahin ciddi bir tonla "Buğranın da dediği gibi kaleye geçsen yeter."


"Lan Apollon yine daldın be oğlum." Kamil'in sesiyle ona dönüp "Ha." deyince kahkaha attı. Deniz "İyi misin? Bir derdin varsa söyle çözmeye çalışalım." "Bir sıkıntı yok. Uykusuzum sadece." Konun dönüp dolaşıp bana gelmesi beni geriyordu. O sırada Deniz telefonunu çıkarıp "Hadi bir selfie çekelim be. Anı olsun." Yanıma gelip herkesi alacak şekilde bir kaç fotoğraf çekti. Dali oradan Denize dönüp "Paylaşacak mısın?" diye sordu. Deniz telefonuna kitlenmiş bir şekilde başını salladı. Ardından bize dönüp "Etiketledim hepinizi." dedi. Nefes alış verişleri, her hareketleri, çıkardıkları sesler, konuşmaları her şey o kadar kulağımı tırmalıyordu ki.. çok fazla ses vardı. Şahin Denize dönüp "Bu onun her zamanki hali. İçinde neler dönüyor Allah bilir." Kriz geçirmek üzereydim. Bu aralar anlamadığım şekilde çoğalmıştı. O eve gitmemeliydim. Nedense o günden sonra daha da artmıştı. Onların beni bu şekilde görmesini istemiyordum. Bilmelerine gerek yoktu. İyileştiğimi zannetmeleri artık gözlerinin benim üstümde olmayacak demekti. Dikkatimi dağıtmam gerekiyordu. Birden ayağa kalkıp "Dostlar!" diye bağırdım. Devran kamile dönüp "Aha yine başlıyor." dedi.


Onu duymamazlıktan gelip konuşmaya devam ettim. "Şairlerin sonu mutlu bitmezmiş. Niye deyip düşünür dururum. Niye?

Pek bir şey istemezlermiş. Bir kalem, bir kağıt gerisi nafile. Bide.. bide bir anlayan. çok mu?

Binalar, paralar, arabalar, fabrikalar, geçmişim, bugün, yarın alın hepsi sizin olsun!

İnsanlarımızı verin bana dinleyen, konuşan, anlayan hani şu düşünen varlıklar, gerisi sizin olsun. Kapatın bizim gibilerini istediğiniz yere. Aklımdan geçenleri kapatmadıktan sonra hiçbir işe yaramaz kapattığınız odalar, susturduğunuz ağızlar.. Niye?

Yazdıklarından mi, düşündüklerinden mi, konuştuklarından mı hangisi yüzünden mutsuz ve ölü herkes... Susun! En iyi yaptığımız şey bu zaten." diye bağırdım. Bir sessizlikten sonra ayağa kalkıp alkışlamaya başladılar. Dali bana dönüp "Oğlum sen harbi manyaksın. Ama güzel manyak." diyerek güldü. Deniz "Yeni mi bu? Sen cidden iyi değilsin. Git dinlen istersen. Ne zaman böyle şeyler yapsan bir saate kalmaz krize giriyorsun." Denize susması için bakışlar attım. Rahatsız olduğumu anlamıştı. Aralarında diğerlerine nazaran beni en iyi tanıyan Denizdi ama o da eksikti be kızılım. Sadece iki yudum aldığım biraya baktım. Midem bulanmıştı. Daha fazla dayanacak halim yoktu zaten. Nerden esmişti de gelmiştim buraya. Eve gitmeliydim. Hepsiyle selamlaşıp giderken Devran "Çok özletme kendini gel yine." Cevap vermeden çıktım.


Arabaya doğru ilerlerken ıslık sesi duymamla duraksadım. Hayır. Hiç sırası değildi. O tarafa doğru ilerledim. Melodik bir şekilde çalıyordu. Nabzım yükselmişti. Bu sesi nerede duysam tanırdım. Boş sokak arasına girdiğimde onunla yüz yüze gelince durdum. Sırıtıyordu. "Uzun zaman oldu seni görmeyeli. En son ne zaman karşılaşmıştık. Hah hatırladım sen beni herkesin içinde rezil etmiştin. Bak görüyor musun? Senin eserin." Burnundaki yaraya baktım. Dikiş atmışlardı. Az bile.. O günden sonra bir daha karşılaşmamıştık. Çok sakin bir şekilde "Hak etmiştin. Bana yaptıklarının yanında bu hiç bile. Benim buraya geldiğimi nerden öğrendin?" "Bizimkiler senin arabayla mahalleye geldiğini görmüşler. E haliyle hemen geldim. Apollon seninle uğraşmak acayip hoşuma gidiyor." Yüzümü buruşturdum. "Ares senden iğreniyorum. Bir türlü büyüyemedin. Hala o 10 yaşındaki çocuk gibi benimle uğraşıyorsun." Güldü. "Bende hiç yoktan bir şeyler değişti ama sen hala o uğraştığım kişisin. Ezik, korumasız, deli.. Bu saydıklarım tanıdık geliyor mu? Baban. Aynı onun gibisin. Sende onun gibi yalnız kalacaksın." Hiç bir şey demedim. Ne olsa babamdan vurmaya çalışıyordu. Artık buna alışmış ve tepki vermemeye başlamıştım. Sessizce onu yaklaşıp karşısında durdum. Hareketlerimi inceliyordu. Ne yapacağımı hiç bir zaman tahmin edemezdi. Beni çıldırtmak istiyordu. Ama asla beceremeyecekti. Ona küçümseyici bir bakış atıp arkamı dönüp ilerledim. Sinirden kudurmuş olmalıydı.


Arkamdan "Çocuk!" diye bağırdığında durdum. Beynime hücum etmeye başlayan öfkemi dindirmeye çalıştım. Ellerimi yumruk yapmış sıkıyordum. Hayır. bunu yapmamalıydım ama engel olamıyordum. Onun eline koz vermekten nefret ediyordum. Beni yenmesinden nefret ediyordum. Kahkaha attığını duydum. Beni çıldırtmak için ne yapması gerektiğini biliyordu. Her ses hücresinden nefret ediyordum. Gitmek istedim. Buradan hemen gitmek. Çocuk.. Çocuk.. Hah! Arkamı dönüp ona doğru koştum ve çenesine yumruğumu geçirdim. Dengesini kaybedip yere düşmüştü. "Hala o küçük çocuk gibi vuruyorsun." demesiyle bir kaç saniyeliğine dona kaldım. Nefes alış verişlerim hızlanmıştı. Kendimi tutamayıp üstüne çıkıp art arda yumruk atmaya devam ettim. Sinirden gözlerim kararmıştı. "Bir daha bana o şekilde seslenme!" Burnuna bir yumruk geçirdim. Öyle bir haldeydim ki yüzündeki kanı fark edememiştim. Sesimizi duyan bizimkiler dışarı çıkmış şaşkınlıkla ne yapacaklarını bilmiyordular. Tam o anda karnım da bir acı hissetmemle bağırmıştım. Arkadan çığlık sesleri geliyordu. Kulaklarım çınlamaya başlamıştı. Aresle göz göze geldiğimde yüzünde tatmin olmuş bir ifade vardı. Kan.. kan kokusu burnumu sızlatmaya başlamıştı. Gözlerim kararıyordu. Soktuğu bıçağı hızlı bir şekilde çekmesiyle üstüne yığılmam bir oldu.


----------



17 Ağustos 2022 21:24:31 0 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
1
Devam edecek... Yeni bölüm Her Perşembe.

Yazarla tanışın

Yorum yap

İleti!
Henüz yorum yok. Bir şeyler söyleyen ilk kişi ol!
~