Nixe'ce (Blog) Blogu takip et

kleopati ❤️ 🔥 Hayattan sesleniyorum! 📢 Bu çağrıyı hâlâ hayatta olanlara ulaşmak amacıyla kaydediyorum, yaşadığınızı hissediyorsanız her şey için çok geç olmadan sinyal bırakın. Yaşama sevinci sömürücülerinden kurtulmuş ya da kurtulmaya çalışan herkese sığınağımızın kapısı açıktır. 💭Nixe'ce. ⛺Özgür düşünce sığınağı. 🔑Giriş yalnızca özgür düşünceye saygı duyduğunu eylemleriyle kanıtlayan insanlarca mümkündür. Detaylı açıklama ilk bölümde. İlk bölüm: Bence, Özgür Düşünce, Özgürlük. Başlıkta ⚠️ olan bölümler İnsanlık Meselesi (Herkesin okuması tavsiye edilen) bölümlerdir. Başlıkta ⭐ olan bölümler Ufuk Açıcı kategorideki bölümlerdir. Başlıkta hiçbir şey olmayan bölümlerin mantığı farklıdır ve bilgisi İçindekiler* adlı bölümdedir.

#özgürlük #sohbet #rastgele #mesele #dertleşme #hayat #blog #düşünce #özgürdüşünce #öneri #toplum #yorum #saygı #dünya #ufukaçıcı # #insanlıkmeselesi
5
5.6k GÖRÜNTÜLEME
AA Paylaş

⚠️Eleştirmek için mükemmel olmaya gerek yok mu ¿

Bir saçmalık daha.


Ortalıkta eleştiri* ne demek diye bile bilmeden her şeye yorum* yapan o kadar çok insan var ki. Bir de bunu hak görüyorlar, illa yorum* belirtecekler. Evet efendim, sizin eleştirinize muhtaçtık, eğer yapmasaydınız kurur giderdi topraklarımız(!)


Ben millete ahkam keseyim ama kimse bana kesmesin, kafasındaki bu mahluklar kendi eleştirilerine karşı eleştiri gelirse çirkefleşirler.



Çirkefleşmenin detaylarını vermeyeceğim. Ben size bu bölümde pasif çirkefleri anlatacağım.


Kendi eleştirilerine karşı eleştiri geldi. Şöyle bir konuşma geçti öncesinde, olayı canlandıralım.


Eser sahibi: İşte eserim bu


Eleştiren pasif çirkef: Yani sen buna eser diyorsan bilemiyorum... Yine senin kararın tabii saygı duyarım da neyse şurayı şöyle yapsaydın daha iyi olurdu.


Karşı eleştiri (başkası): Alanla ilgili bilgin olmadan eleştirmen de ironik. Gerçi şöyle böyle yapan birinden fazlası beklenmezdi.


Eleştiren pasif çirkef: Eleştirmek için mükemmel olmaya gerek yok. Fikrimi belirttim, fikir özgürlüğüm var.




😒

Keşke ağzına sakız yaptığın 'fikir özgürlüğünü' bildiğin kadar eleştiri ne demek de bilseydin.


"Birini eleştirmek için mükemmel olmaya gerek yok." sözüne inanan birisi başka birini 'Mükemmel olmadığı için' eleştiremez.



Madem kendini düzeltme çaban yok, başkasını düzeltme çabasına da girmeyeceksin.


Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma derler evet ama hoca eleştiri yapmaz 😏

Hoca bildiğini, yetkin olduğunu aktarır.


Peki sen hoca mısın? Yetkin olduğun konuda konuşmuyorsun, demek ki hoca değilsin.


Eleştiri yapan birisi isen daha en başta yola 'mükemmeli' arayarak girmemeliydin. Çünkü yolun sonunda 'ben de mükemmel değilim' dedin.


Kimse mükemmel değildir. Eleştirinin amacı da mükemmele erişmek değildir.


Eleştiri; eleştirilen konuda yetkin* kişiler tarafından yapılan ve gelişim önerisi verilerek sonlanan yapıcılıktır.


Yani öyle önüne gelen insanın kendi düşüncesini belirtmesine eleştiri diyemeyiz. Hani o eleştiri yapıyor sanıyor, kendini de böyle savunuyor ya... Yok işte onun yaptığı eleştiri değil. Çünkü eleştirilen konu senin uzmanlık alanında olursa gerçekten eleştiri yapmış olursun. İşte gerçekten yapılan eleştiri de kaç km öteden kendini, kimliğini belli eder.






Kafalar yandı mı?

Nasıl ya... Sosyal medya yprumlarında gördüğüm saygılı cümlelerle kurulmuş o ifadeler de eleştiri değil miydi şimdi, diye düşünüyor musunuz?


😏

01 Nisan 2024 22:48 0 Rapor Yerleştirmek 0
~

⚠️Çocuklarınız sadece size sevimli geliyor ¿

Sosyal medyada çokça duyduğunuz bir başlık atmak istedim.


Bazı kısımlarda ben de buna katılıyorum.


Örneğin bir çocuğun her yaptığına göz yumulmaması konusunda. Şımarıklık söz konusuysa orada sevimlilik olmayacağı konusunda. Ailesinin yüzsüzlüğünün çocuğa yüz verdiği durumlarda... Çocuklar sadece o malum ailesine sevimli geliyor, bana değil.


Sen kendi çocuğunu nasıl yetiştiriyorsan yetiştir, bu beni hiç ilgilendirmez ve buna karışma hakkım da yoktur. Fakat çocuğun toplumla iletişim halinde olacağı zamanlarda bilmesi gereken adabı muaşereti ona öğretmezsen suç sendedir sayın ebeveyin ve emin ol bu kısım toplumun sana karışabileceği kısımdır.


Çünkü çocuğun toplumu rahatsız ediyorsa dramatik ana rolünü kendine kalkan yaparak kaçamazsın, ben özgürlükçü bir babayım deyip çocuğunu çayıra salamazsın... Suçu başkalarında ve başka çocuklarda aradığını görürsem ben de suçu senin çocuğunda değil direkt sende ararım yani. Bu durumda çocuğun sadece sana sevimli geliyordur ve toplumun ayak altından çekmeni rica edeceğim.


Böyle adabı muaşeret bilmez aileler yüzünden çocuklardan soğuyabilirsiniz ama tüm çocuklardan nefret etmeyin. Siz de çocuk oldunuz unutmayın.


Birinin hatası yüzünden tümüne fatura kesmek doğru mu yani? Size yapılsa hoş karşılamayacağınız bir şey.


Şimdi sizi biraz geçmişe götürerek çocukluğunuzu hatırlatacağım. Böylece aslında çocuklara çok hak tanınmadığını, hepsinin aynı olmadığını hatırlamış olursunuz.



Çocukken bize tanınmayan fakat büyüyünce aniden kararda özgür bırakıldığımız haklar.


1- Yemek miktarı.


-Sen ye, sen büyüme çağındasın, yemiyorsun, az yiyorsun, çok yiyorsun bıdı bıdı...


Yediğimiz miktara ne çok karışılırdı hatırlıyor musunuz? Az koy desen de kararın bir hiçmiş gibi duyulur ve yiyemeyeceğin kadar çok yemek konulurdu önüne. Sonra bitiremedin diye psikolojik baskı yerdin.


Yiyince büyüyeceğini sanan ebeveyinler bizden de çocukmuş. 😅


Büyüyünce ise ne kadar yediğine karışmaz oldular. En azından tabağa az koy deyince bu kararını dinler oldular. Hatta kendi yemeğini kendin aldığın, yaptığın için bizzat kararları vermiş oldun. Sevdiğin yemekleri yedin, sevmediklerini zaten yapmadın.



2- Toplu taşıma koltuğu


Çocukken toplu taşımada koltuk sahibi olmak, hak iddia etmek imkansızdı. Çocuklar bu yüzden toplu taşıma yolculuğundan nefret eder. Hatta çocukken yolculuklarda çok fazla midemizin bulanmasının, kucalta eredi gitmemizden kaynaklı olduğunu söylesem? Annemiz kaymayalım diye belimize sarılıp karnımıza baskı yapardı, niyeti bu olmasa bile zaten hassas olan bünyemiz tetiklenirdi.


Çocuğa ayrı koltuk parası vermemek için kucakta götürülürdü. Çünkü çocuk ücreti diye bir şey yok, öğrenci ücreti bile fazla çocuğa. Üstelik çocuğun ücretini ödemiş olsanız bile ayakta giden yolcuların yapacağı baskıyla o çocuk o koltuktan zorla kaldırılır. Tabii ya... Koca insan ayakta giderken küçücük insan bir koltuğu mu kaplayacaktı? Keyif yapmak gibi geliyordu ve sinir oluyorlardı çocuklara. Çocuk koltukta tek oturamaz... (Yolculuklar çekilmez olur çocuk için.)


Çocuk ayakta gitse de çekilmez oluyor. Tıpkı yaşlılar gibi ayakta gitmekte zorlanır çocuklar. Düşme tehlikesi vardır. Beden koordinasyonunu sağlamakta gelişmemiştir ve tutunmakta zorlanır. Hayır saçmalamıyorum. Şimdi açıklayacağım. Bir yetişkin otobüste tutunarak giderken yorulmamanın yolunu bilir. Direklere tutunup asılırsan yorulursun ki çocuklar genelde bunu yapar. Bilen yetişkinler ise bacaklarını otobüsğn aldığı eğime, geçtiği kavise göre konumlandırıp -aslında tutunduğu direğe çok fazla yük vermeden- dengesini sağlar. Direği sadece hareketli araçta kendini sabit tutmak için kullanacaktır ki bu da çok fazla çaba gerektirmeyecektir.


Eğer bu taktiği bilmiyorsanız bugüne dek çok yoruldunız demektir. Çocuklar için ayakta gitmenin asıl zor yanı da şu. Çoğunluk yetişkinlerden oluşuyor ve o tıkış tıkış aracın içinde kısa boylu bir çocuğun kimlerin arasında ezildiğini ruhunuz bile duymaz. İnsanlar birbirine yapışmışken çarptığım beden küçük bir çocuk mu acaba diye bakmıyor. Ya da kenarda ezilmiş çocuğun sessiz çığlıkları duyulmuyor çünkü boyundan ötürü görmüyoruz bile.


(Bölüm de otobüste sessiz çığlıklarla yolculuk yapan o çocuk sayesinde çıktı aslında. Canı o denli sıkılıyor ki bu durumdan ama ağzını açıp isyan etmiyor. Tahammül etmeye çalışıyor. Böyle çocuklar da varken tüm çocuklardan nefret edilmez, etmiyorum.)



Çocukken bize hakkı tanınmayan ama büyüyünce kendimizin verdiği kararlardan bir diğeri...


3- Arkadaş olma- Kaynaşma


"Hadi arkadaşı da aranıza alın beraber oynayın."

Bunu duymayan çocuk yoktur.

Anneler der genelde ve genelde çocuğun çekingen olduğunu düşünerek bu ittirme görevini üstlenir. Çoğunlukla haklı olabilirler ama çocuklara inanmadıkları bir gerçek vardır ortada bazen.


Çocuk sandığınızdan erken kaynaşmış ve o arkadaş grubundan hazzetmediği, dışlanma husumeti olduğu için onların arasına girmek istememiştir. Bunu dinleyen yok tabii, küslük olmaz çocuklarda diye zorlayarak ittirmişlerdir anneleri.


Büyüyünce ne oldu peki?

Küslük olmaz diye yine de gittik mi istemediğimiz ortamlara, yine de kaynaşmaya çalıştık mı hazzetmediğimiz arkadaşlarla?


Gerçek şu ki özgürlüğü bulduğumuz an yapacağımız şey sadece istediğimiz.


Büyüyünce hazzetmediğin grup insanların arasına girmek için kimse seni zorlamıyor. Hoşlanmadığın insanlarla konuşmuyorsan saygı duyuyorlar.


Büyüyünce 'Ben bu insanın enerjisinden hoşlanmadım' desen bile anlayanınız çıkıyor da çocukken hissettiğinizde hisleriniz kâle bile alınmıyor ya...



4-Kendini sevdirmek


Her anne baba yapmıyor günümüzde neyseki. Ama torun olsun yeğen olsun küçükse kendini sevdirmeli, neden? O senin akraban, git ona sarıl merhaba de... Hadi dedik diyelim, kimse bizi sevme adı altında hırpalayacaklarından bahsetmemişti? Sarıldığımıza pişman olduk. Küçükken kendini sevdir diye zorlarlar, büyüyünce kendini sevdirmek istemiyorsan kimse seni zorlayamaz.


Hatta büyüdüğünde artık çocuk olmadığın için, küçük ve ezilesi olmadığın için daha insancıl sarılmaları mecburiyetine gireceklerdir.


Önemli Not: Çocuklara 1.derece akraba (anne, baba, öz kardeş) dışında başkalarına, başka akrabalara kendini sevdirmek zorunda olmadığını, sevdirmemek tercihi olduğunu öğretiniz. Çocuk bu kısımda bile kendi sınırlarını net bilmeli. Geleceğini kurtarırsınız.


Varsın kim ne derse desin.

İsterse hakkınızda 'Çocuğu da şımarık oldu, büyüğe hürmet yok vs.' diye boş boş söylensin. Çocuğun sözlerinde saygısını korumaya devam edebilir ama bedenine istemediğinde dokunamayacağını bilmeli. İstemediği bir akrabasına sarılmak istemediğinde zorlamayın. Ayrıca her şey hareket değildir. Sözlerimizle de sarılabilir ve saygı duyabiliriz. Yeter.




Gördünüz çocukların durumunu, hatırladınız hâlinizi. Siz şimdi çocuk değilsiniz diye çocukları ezme hakkına sahip olmuyorsunuz. Böyle bir hak yok. Hem yetişkinler ''Büyük Çocuklardır."


Bir çocuk canınızı sıktı diye tüm çocuklardan nefret etmek tam da bir çocuk davranışıdır sayın yetişkin.


Bir erkek canını sıktı diye tüm erkeklere düşman olan kızlar da çocuktur.


Kendi annesini koruyan ama başka annelere söven erkekler de çocuktur.


Herkes yapıyor diye yapmaya başlayan insan, herkeste aynı oyuncaklı kalem var diye almak isteyen çocuk gibidir.


Bunca çocuğun arasında gerçek çocuklar kimin çocuk olduğunu karıştırdı ve büyük gibi davranmaya başladılar. Evet evet, tam da bunu okurken aslında birçok örnek gördüğünün farkına vardın değil mi?



Bir düşün istersen.



Çocuklardan nefret ederken bizim içimizdeki büyümemiş çocuğun yanlışlarına ne yapacağız? Çünkü tam da bir çocuğun yapacağı gibi ben merkezli düşünüyoruz dünyayı. Etrafa fatura keseyim ama kimse benim hatalarıma fatura kesmesin kafasındayız.


Hadi bakalım.



01 Nisan 2024 22:32 0 Rapor Yerleştirmek 0
~

Sevgili meseleleri

Sevgilim olsun diye sevgili yapmayın.




Bitti bu kadar. Uzatmaya hiç gerek yok, ana fikir bile en güzel şekilde anlatıyor. Bunun açıklanması gereken başka tarafı yok. En kısa bölümümüz olacak. Keşkee...


İlk defa aşktan konuşacağız. Yani kitaplarımın, karakterlerimin aşkından değil... Aşktan konuşacağız, sevgililik meselelerinden...



Peki başkasının yaptığı sevgiliden bana ne? Neden böyle bir tavsiye verme gereği duydum?


İşte bu merak edilesi bir soru oldu.


Belki tanıyorsunuzdur beni önceki yazılarımdan, yazı hayatım haricinde yüzyüze olarak insanlarla muhatap olmayı, insanların arasına karışmayı dahi pek sevmeyen bir insanım. Böylece insanlarla birlikte gelecek dertlerimden kurtulmuş oluyorum. Ben yalnızlıktan korkmuyorum, aksine seviyorum. Böyle bir zihinle de 'aman yalnız kalmayayım' diye dolaşan zihinleri anlayamıyorum doğal olarak.


Şimdi başkasının sevgilisinin derdi beni neden sardı sorusunun cevabını size 'özel bir insan tipi'ni anlatarak vereceğim. Bu insanlardan çoğuyla da tanışmış olabilirsiniz, ya da şanslıysanız hayatınızda azıyla karşılaşmışsınızdır.


Herkes sevgili yapıyor aman ben geri kalmayayım mı diyorlar acaba? Çünkü aksi halde yıpranarak ayrıldıktan sonra diğer insanlara bakıp 'beni seven olmayacak mı' diye ağlamalarını anlamlandıramıyorum. Sevgili yapmak sevilmek* demek değildir. O yüzden sırf beni sevsin diye sevmediğiniz birine de evet demeyin. Sevgili yapmak için sevgili yapmak ise bana şey gibi geliyor...


Böyle görüntüsü güzel, meşhur, marka bir kulaklığın bozuk sesine maruz kalmak. Sırf gösteriş için kulaklarının sağlığını bozmak ve beynini o kuru gürültüye maruz bırakıp bilinçaltında biriken rahatsız ediciliğin ruhunu yıpratması... Böyle bir kulaklık olayı yaşamadım, belki siz de yaşamadınız ama kulaklık tercih edilebilir* bir şey olduğu için verdiğim örnek. Yoksa rahatsız ediciliği inşaat sesiyle de açıklayabilirdim. Günlerdir devam eden, arkadan duyduğun ve senin kontrolünde olmadığı için susturamadığın o inşaat sesine katlanarak yaşaman gerekir. Sen onu normalleştirsen de onun beynine gönderdiği uyaranlar sürekli olarak beyninde tepki alacak ve rahatsızlık orataya çıkacaktır. Başın ağrıdığında sen ona bir sürü sebep uydurmaya çalışacaksın, yoruldum mu acaba, üzüldüm mü acaba, başım nemli mi kaldı acaba..? Sonra inşaat sesi aniden sustuğunda bir oh diyeceksin. Ve oh diyene dek de ondan rahatsız olduğunun farkında olmayacaksın belki. Çünkü o kadar uzun süre gürültü yapmış ve sen alışmışsın ki o sesin olmadığı hâlini unutmuşsun, yeniden sessizliği duyana dek aklına gelmemiş. İşte bu susturması elimizde olmayan bir gürültüydü. Sevgili yapmak için sevgili yapmak da kendi tercihimizde gürültüye (rahatsız edici duruma) kendimizi mecbur bırakmaktır.


İlla kötü mü olmak zorunda? Valla tavsiye dinlemeyen, çevrendeki doğru söyleyen insanları tersleyerek uzaklaştıran ve illa yanlış yapmaya ısrarcı olan biriyseniz kötü olacak, sonu belli.


Biz istediğimizde değil, olması gerektiğinde doğru insanı buluruz. Yine de bir deneyeyim diye kendinizi kimseye feda etmeyin, bu hayata yaşamaya değil ne zaman olacağını bilmediğimiz yakın ölümü bilerek geldik.



Bir sevgilim olsun da insanlar sevgilim olduğunu görsünler diye mi bu kadar takmışlar acaba? Çünkü sevgilisi olsun veya olmasın sadece seviyor olsun, tüm bu detaylarıyla her şeyi sormadığımız halde anlatıyor olmaları bana artık gösteriş gibi geliyor. Her şeyi bu kadar anlatmıyor olsalar, kendi içlerinde yaşıyor olsalar sevgili yapma çabalarını 'sevgi eksikliği' diye geçiştirebilirdim belki.



Özetle... Madem dinlemeyeceksin tavsiye, madem yakacaksın kendini... Düşüncem önemli değilse seni dinlemem de önemli olmasın. Sana 'üzüleceksin' dediğinde dinlemeyeceğin bir insana aşk hayatını her detaylarıyla anlatmana gerek yok.


Valla ben yaşadım, çıldırdım. Bu bölüm size sevgili yapmak için sevgili yapmayın tavsiyesi verdiğimi sanarak başladı. Az bir kısım öyleydi. Ama esas kısım sevgili delisi insanlardan uzak durun tavsiyesiydi. Sonuçta nasıl arkadaşlarla takılırsanız onlara benzersiniz.


Sizin düşüncelerinizi önemsemeyecek insanların anlattıklarını da dinlemeniz gerekmiyor. Gerçekten o özel insan tipinin her defasında aynı yanlışı yapmasından o kadar sıkıldım ki zihnen sorunu mu var diye düşünüyorum tövbe tövbe...


(benim arkadaşlarım tavsiyemi önemser ve gerçekleştirir, yanlışını tekrar edip aynı sorundan ötürü bana tekrar ağlamaz. değişik geliyor. cümledeki sıkıntı nerede? Arkadaşım* kısmında. Demek ki arkadaşım değilmiş.)


Son olarak. Kimseyi değiştiremezsiniz. Kimseyi.


İlişkiler birbirini değiştirmeye çalışan insanların başarısızlıkları ile sonlanıyor.


Değiştirmeye çalışmasaydık sonlanmayacak mıydı? Aksine, daha çabuk sonlanırdı ve yıpranmamış olurdunuz, daha iyi halde olurdunuz.


Veya birbirini değiştirmeden, olduğu gibi seven insanlarsanız, o insanı bulduysanız sonlanmazdı.


Kimseyi değiştirmekle vakit kaybetmeyin, arkadaşınızı bile. Direkt arkadaşlığınızı sonlandırın.



Ben hayatım boyunca bu kadar aşk budalası bir insan olmadım. (Aşk budalası dediğim gösterişçi aşıklardır. Gerçek aşıklara laf yok.) Ve olan insanlarla da anlaşamadığımı fark ettim. Hayatımda her zaman konuşabileceğim çeşitli konular olmuştur ve bunu yapabilen insanlalrla çok güzel konuşmuşumdur. Ama konunun hiçbir zaman aşktan çıkmadığı, çıksa bile oraya zorla döndürüldüğü, aynı şeylerin tekrar tekrar anlatıldığı ortam beni öldürüyor. Böyle bir insan olmak istemediğime karar verdim.


Herkes yapıyor diye her şey yapılmaz.


Bazen olmayacağı netçe ortadadır, olsun diye zorlamak yerine sindirmek olgunlaşmak gerekir.


(Hoşlandığı insanla olamıyor, belki sevgilisi var ya da başkasından hoşlanıyor diye. Bunu kabullenemeyip, sindiremeyip, olgunlukla karşılayamayıp, paşa paşa oturup acısını çekmeyip hileye başvuranlar, ahlaksızlık yapanlar, fitne çıkaranlar veya bir üst boyuta taşıyıp büyü yapanlar var... Bu aşk meselesini hayatının merkezi yapmayacak bilinçli çocuklar büyümeli bu ülkede. Lütfen. Hayat bu, geçecek, karşına başkaları çıkacak. Nereden biliyorsun senin aşık olacağın, senin nasibin olacak insanın gelmeyeceğini de kendi gözüne kestirdiğin zavallı masumun hayatını büyüyle mahvediyorsun yani?)


Bir de sevdiğim insan beni reddetti, ama sevgilim olsun diye zamanında bana teklif eden benim reddettiğim insana döneceğim* var.


Yalnızlık o kadar zor değil ya 😅


Hani diyorlar ya matematik zor değil ya, keşke okusaydın...


Yalnızlık zor değil ama sanırım herkes yapamıyor.


Asaletiyle yalnız kalanlara helal olsun diyorum, çizgisini bozmayanlara selamlar.


Önemli bir tavsiye daha.

hayatınızın aşkını, o uyumu bulduysanız ve olduysanız... lütfen çok anlatmayın.


hayır gösteriş oluyor, olmayanlara yazık diye değil... elinizdeki cevheri kaybedersiniz. size dediğim ahlaksız insan çeşitleri gözüne kestirirse sizi ayırmak için saldırırlar. hayatınızda onca zorluğun yanında bir de ilişkinizin sarsılması (üstelik sizden kaynaklı olmadan sarsılması) derdiyle uğraşmayın.



Dünyada çok fazla kötü insan var. kendi nasibi olmayanı çalmakta ısrarcı olanlar, sırf mutluluğu kıskandığı için mutsuz etmek isteyenler, hayırı sindiremeyip bazı yollara başvuranlar ...


üstelik her şey sizin sınavınız olmak zorunda da değil, bunu da bilin. ben nasılsa hile yapmadım, sınavımı hakkımla geçtim deyince olup bitmiyor. yanındaki hileye başvuruyor ve onun sınavı seni etkileyebiliyor.


trafik gibi. başkası yerine de dikkat etmelisin maalesef, kendş hayatının korunması için başkası yerine de dikkatli olmalısın.




26 Mart 2024 18:37 0 Rapor Yerleştirmek 0
~

⭐⚠️Düşünmek de lüks oldu

Bölüm içi kısaltmanın anlamı

RT: Rüya Tacirleri* isimli kitabımın kısaltması.


Bu bölümün konusu 1-2 yıl önce paragraf sorusunda karşıma çıkan şu cümle ile çıkmıştır.


"Düşüncenin lüks sayıldığı bir dönemde yaşıyoruz."


Bu parafraftan bana ilham olan cümle aslında RT'yi neden yazdığımı açıklıyor.

Şöyle ki ekonomik güç insanın moralini etkileyen bir şeydir... Para her yerde çünkü inkar edemezsin. Küçük şeylerle bile mutlu olurken aslında küçük para birimleriyle mutluluğumuzdan bahsederiz.


"Kanka pahalı bir şey almana gerek yok ya küçük bir şey olsun, düşünmen yeter."


"Bu ipi ucuza aldım ve kendi ellerimle kazak örüp hediye edeceğim. El emeği değerlidir, hem kazaktan daha ucuza mal oldu."


"Benim pahalı zevklerim yoktur. Her gün şu küçük çikolatadan bir tane yerim ve aşırı mutlu olurum."

Ama ekonomimiz kötüleştikçe önce o küçüklerden vazgeçmemiz gerekir.


"Küçücük şey ne kadar olmuş be, biriktirir daha önemli şeyler alırım."


Küçücük mutluluklarımızın gideri bile bizim için değerli olur ve sonraya saklamak tutumlu olmak amacıyla onlardan mahrum kalırız... Bu giderek artar. Böyle zamanlarda özellikle sorgulamak ister insan... Neden böyle diye birçok alanda birçok şeyi sorgular. Başka zamanlarda da pek tabi... Ama ekonomisi kötü olan bireyler veya aileler hep bir yerlere yetmek ve yetişmek zorunda oldukları için sen bunları düşünme, bunları düşünmek fayda getirmeyecek, işine bak gibi yüzlerine kapanan kapılarla karşılaşıyorlar... Belki de o da biliyor hatta o da biliyor düşünmenin bir şeyleri çözmeyeceğini...


Sorarım nasıl düşünmek? Sorunu düşünmek çözmez. Çözüm düşünmek çözer... Çözümü düşünmek için düşünebilmek için önce sorunu tam anlamak gerekiyorsa sorunu da düşünelim. Bir tek düşüncelerimiz kaldı, onlara da biz sınır getirmeyelim. Özgürce, istediğimiz kadar düşünelim. Sen her halükarda düşüneceksin zaten. İnsansın. Ama sürekli yetmeye yetişmeye çalıştıklarını düşünürsen kendini ihmal edersin. Zaten küçük mutluluklarımızı feda ettik. Biraz da kendimizi düşünmemiz lazım yeniden başlamak için... Dirayetli olabilmek için.


Düşüncenin lüks sayıldığı bir dönemde yaşıyoruz... Sanatın da lüks sayıldığı gibi... Ne kadar çok resim yeteneği olup da o alanda meslek para getirmiyor aç kalırsın diyerek vazgeçirilen insanlar tanıdım. Ben de onlardan biri olabilirim. Sınav psikolojisi insanı yıpratıyor... Buna artık fobi diyebiliriz. Çünkü o geleceği zaman, henüz gelmeden, geleceğini bilmek bile insanı korkutuyor... Sonra içine düşüyorsun. Korka korka korkunla yüzleşmeye çalışıyorsun. Geçmek bilmiyor ama bir şekilde geçip gittiğinde ise geride hasarını bırakıyor.


"Ya bir daha böyle bir şey yaşarsam" adlı hasar. Bu hasar bazen yanlış kararlar almanı sağlıyor. Bir daha böyle bir şey yaşamamak için puanın yettiği üniversiteye gidiyorsun. Sonra bölümün sana uygun olmadığını fark ediyorsun. Pişmanlık. Zaten sınav gereğinden fazla zor ve kimse hayalindeki üniversiteye gidemiyor, bir de sınav korkusu ve onun getirdikleriyle yaşıyor... Böyle zamanlarda daha çok ihtiyacı oluyor düşünmeye, kendini düşünmeye, geleceğini... Nereden geldik nereye gidiyoruz diye. Ben böyle bir zamanda başladım. Küçük mutluluklarım da elimden alınmıştı. Düşündükçe sorguladıkça sen bunlara takılma çalışmana bak denildi. Ama içinde bulunduğun sistem nereye gideceğinin garantisini vermediğinden düşünmemek elde değil.


Keşke diyerek başladı. Keşke insanlar hayalini kurduğu yere çalışıp çabaladıktan sonra gerçekten de gelebilse... Keşke sanata ve bazı küçük mutluluklara insanlık daha çok değer verse... Ama insanlığın bunu yapması da imkansız. Nasıl olurdu? Mecburiyet. İnsanlık buna mecbur kalsaydı olurdu.


İnsanlığın evlerine kapanacağı ve işlerine gitmeyeceğine de inanmazdık. Ama korona ve karantina buna mecbur bıraktı. Çünkü insanlık sağlığa muhtaçtı.


Dedim ki insanlık ancak hayal gücüne muhtaç kaldığında bu değeri topluca verir. Benim uykularım hayallerime ulaşamadıkça kaçtı.


İnsanlığın da uykuları kaçarsa hayal gücüne değer vermek zorunda kalır... Ama onca zaman sonra değere binen hayal gücünü canlandırmak zor olacaktır... Ben hayal gücüne değer verilen ve imkan sağlanan bir zamana özlem duyuyorum. O zaman yok.

Ben olmayan bir şeyi özlüyorum.


İnsanlık hep birlikte bunu hiç yapmadı. Yapsaydı bir şeyler değişirdi biliyorsunuz. Var olmayan bir zamana özlem duymak nedir? Hayal kurmaktır.


Ya öyle olsaydı hayali... Hayal kurmanın hayalini kurdum diyorum. Geçmişte böyle bir birlik olmadı. Ancak gelecekte olabilir. Bunun olabilmesi ihtimali, hayali bile güzel.


Ben bu hayalime "Rüya Tacirleri" ismi verdim. Nasıl gerçekleşeceğini ve neler yaşanacağını, sonrasında neler olacağını da bir bir anlattım.


Kitabımı okuyarak görebilirsiniz. O kitap bir başrolün hayatını anlatmanın çok ötesinde şeyler içeriyor, okurken baktığınız yere göre anladıklarınız değişkenlik gösterir.


💜🌙

08 Mart 2024 18:58 8 Rapor Yerleştirmek 2
~
Daha fazla oku Başlangıç sayfası 1 2 3 4 5 6 7