İ
İhsan Akbel


Delterhanda, Fantastik bir kurgusal evrende geçen dramatik ve sert bir hikayedir. Enigma'nın entrika, kan ve altın dolu diyarında onurlu kalmaya çalışan bir savaşçı olan Delterhanda Harringstone, yüz yıllardır parçalanmış halde bulunan Koldoff ülkesini yeniden birleştirmeye çalışmaktadır. Fakat bu büyük ülküsünün karşısında bir imparatora vergi vermek istemeyen, feodal düzenin kendilerine sağladığı avantajları kullanmak isteyen savaş lordlarını ve baş düşmanı Milan Forehart'ı bulacaktır. Yitik bir imparatorluğu küllendiren alevlendirmek isteyen onurlu bir adam başarılı olabilecek mi? İlk destan nasıl yazılacak?


Fantaisie Fantaisie urbaine Tout public.

#fantastik #tarih #kurgu #kurgu dünya #enigma #koldoff #imparatorluk #krallık #delterhanda #diyarıın aslanı #taht oyunu #entrika #taht #taç #şovalye #savaş #muharebe #ordu
2
2.7mille VUES
En cours - Nouveau chapitre Toutes les semaines
temps de lecture
AA Partager

Yolgeçen Hanı

Gizemli Adam.

📷

Rüzgarın şiddetini hissettirdiği bir geceydi. Denizin üzerinden süzülen rüzgar, rıhtımın hemen ilerisindeki hanın duvarlarına vuruyor, büyük sarı harflerle ''Yolgeçen Hanı'' yazan tabelayı ileri geri sallıyordu.

Han, üç katlı bir yapıydı ve ortaçağ mimarisi ile yapılmıştı. Taş duvarları ve ahşap çatısı vardı. Hanın içi dekoratif halılarla süslenmişti ve birçok yemek masası, sandalyesi ve bardaklığı bulunuyordu. Hatta barın üzerine süs için sabitlenmiş, güney süslemelerine sahip ve renkli boyalı kocaman bir testisi vardı. Yapının arkasında, çitlerle çevrili bir alanda buraya uğrayan maceracılar gibi onların bineklerinde leziz yemlerin ve buz gibi suyun keyfini çıkarabilmesi için bir yer vardı.

Hanın içerisinde müşterilerin isteğine göre tercih edebileceği açık masalar veya daha fazla mahremiyet sağlayan yarı açık odacıklar vardı. Asker, çiftçi, din adamı, tüccar ve soylu her tabakadan insana hizmet veren bu han, bölgenin en popüler olanlarından biriydi.

Bu günde alışılagelmiş şekilde ağzına kadar doluydu.Savaşın yorgunluğundan kurtulmak isteyenlere ev sahipliği yapıyordu. Her tarafta yorgun ve kılıçlarına sarılı askerler vardı. Bazıları ellerinde kadehlerle içiyor, bazıları ise kimsenin onları rahatsız etmediği odalarda uyuyorlardı.

Müşterilerden biri özellikle dikkat çekiyor, etraftaki masalardan fısıldaşmalar yükselmesine neden oluyordu. Çektiği ilgi yalnızca baştan aşağıya siyah giyinmiş ve yüzünü yalnızca gözleri açıkta kalacak şekilde bir kapüşonla kapatmış olmasından kaynaklanmıyordu. Büyük şehirlerden birinde, limanın göbeğinde yer alan bu hana arada kimliğini gizlemek isteyen serserilerin, soyluzadelerin veya inancı dolayısıyla böyle giyinen yabancı din adamlarının geldiği oluyordu. O nedenle adamın giyiniş tarzı çok da olağandışı değildi. Bu kişinin çektiği ilgi daha çok duruşu ve doğal aurası ile alakalıydı. Sahip olduğu enerjiyi gösterişli giysilerden, koruma ordusundan veya para saçıp tüm ahaliye ısmarlanan içkilerden almadığından bu kişinin kimliği ile ilgili dedikodular bazı masalarda başlamıştı bile.

O hana bir saat önce gelmiş, boş bir masada içkisini içmiş ve yalnızca etrafı izlemişti. Gelişinden bu yana ilk ayağa kalkışı ister istemez gözleri üzerine çevirdi ve handa çok kısa bir sessizlik oldu. Ardından herkes kendi masasına ve sohbetine geri döndü. Artık yan gözle, fark ettirmeden izleme yarışı başlamıştı. Gizemli adam odacıklardan birinin yanına doğru hafif adımlarla yürüdü. İçeride hanın müdavimlerinden dört balıkçı ''Hayalet & Şampiyon'' isimli kart oyununa dalmışlardı. Bu, denizin karşı kıyısındaki keşfedilmemiş topraklardan geldiğine inanılan bir oyundu. Oyunculardan biri oyunda cinayete kurban gitmiş birinin hayaletini canlandırıyor, biri katil oluyor diğerleri katili tespit edip şampiyon ilan edilen ve prensesle evlenecek şampiyon olmaya çalışıyorlar. Güney bölgelerinde hayli rağbet gören bu oyun, katı ve karışık kuralları nedeniyle diğer yerlerde daha az tercih ediliyordu.

Hamlesini yapan balıkçılardan biri, Gizemli Adamın karaltısını fark edince kafasını ona çevirdi. Bu aralarındaki en genç görünen kişiydi. Muhtemelen 20'lerinin başında olmalıydı. ''Pezrer'' ismindeki bu balıkçı gizemli adamı süzdükten sonra nazikçe boş sandalyeyi gösterdi.

-İsterseniz siz de katılabilirsiniz.Oyuna ne dersiniz?

Gizemli adam başıyla masadakileri selamladıktan sonra gösterilen koltuğa oturdu.

-Ben biraz izlemek istiyorum, eğer müsaade ederseniz, dedi gizemli adam. Belki birazdan katılırım.

Tabureleri kırmızı kadifeyle kaplı masanın etrafına oturduklarında, sessizce oyunun gidişatını gözlemledi.Birkaç el sonra, Joe ismindeki balıkçı katili yanlış tahmin etti ve oyundan çıkmak zorunda kaldı. Yerine Gizemli Adam oturdu. Kartları karıştırmaya başladı ve diğerleri de ona eşlik etti. İlk birkaç el sessizce oynandı ve sadece kartların sesleri duyuluyordu. Fakat sonra konuşmalar başladı ve gizemli adam diğerlerine bulundukları İkam şehri hakkında sorular sormaya başladı. İnsanlar onun kim olduğunu merak ediyorlardı ama kimse sormuyordu. Belli bir zamandan sonra, adamın soruları daha ayrıntılı hale geldi ve başta denizin durumu, balıkların bolluğu, handa sadece Pazarları çıkan dansçı kızla alakalı konular bölgedeki savaş lordlarının durumu, çatışmalar ve soyluların dedikoduları eksenine evrildi.

Gizemli adam görünüşüne tezat biçimde konuşkandı. Balıkçılar da geçen zamanın ve kanda artan alkolün etkisiyle bu hoşsohbet adamın etkisine kapılmış, kim olduğunu düşünmeyi bırakıp oyuna ve konuşmaya odaklanmışlardı.

Hiç şüphesiz, Gizemli Adam buraya Hayalet & Şampiyon oynamak için gelmemişti. Her ne kadar oyunun gidişatı lehine olsa da istediklerini öğrendikten sonra bir bahane ile masayı ve hanı terk edecekti. Şimdiye kadar kusursuz işleyen planda çıkan ilk pürüz, bir anda masadaki kartların üzerine sertçe konulmuş oldukça pürüzlü bir eldi. Bu nasırlı ve tombul ellerin sahibi elleri gibi tombul ve kıpkırmızı yanaklara sahip olan, kel ve devasa bir adamdı. Bir anda gelip masanın neredeyse üçte birini kaplayan elleriyle oyunu oynanamaz hale getirmesiyle hem açıkça masanın üyelerine zerre saygı duymadığını gösteriyor hem ilgiyi üzerinde toplama amacını gerçekleştirmiş oluyordu.

Balıkçılar bu adama tepki göstermediler. Yalnızca neşeleri bölündüğü için huzursuz duruyorlardı. Belli ki bu adamı tanıyorlar ve bela bir tip olduğunu biliyorlardı. Gizemli adam derin bir iç çekmesine rağmen o da sessiz kalmayı tercih etti. ''Ben Galot'' dedi, davudi bir sesle Şişman Adam. Masadan umduğu tepkisizliği almıştı. ''Beni yeni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın Joe?'' diye ekledi.

Biraz önce gizemli adamın yerine oturduğu balıkçıyı hedef almıştı. Joe masanın en yaşlı üyesiydi. Yer yer sararmış kır ve uzun sakalı, kirli yüzü ve yeşil gözleri vardı. Joe kıkırdadı fakat bunun isteksiz bir gülüş olduğu her halinden belliydi. Kısaca ''Ne yazık ki yapamayacağım Galot. Çünkü henüz biz de tanışmadık.'' dedi Joe.

Galot bu cevaba tepki vermeden bir eliyle yandaki sandalyeyi çekip masanın ucuna otururken bir eliyle Pezrer'in önündeki köpüklü birayı aldı. Büyük ve damlatarak masayı ve tombul yüzünü yapış yapış eden bir yudum aldıktan sonra Pezrer'in yüzüne karşı geğirdi ve hemen akabinde tekrar söze girdi. ''Bana pek inandırıcı gelmedi çocuklar. Bence rıhtımın ilerisindeki oğlancıların gittiği kerhaneden getirdiniz söylemeye utanıyorsunuz.'' sözlerinin ardından kimsenin eşlik etmediği büyük bir kahkaha patlattı. Bu kahkahayla Galot'un ağzındaki salya ve bira karışımından masada nasibini almayan kalmamış oldu.

Gizemli adam elindeki ahşap bardağı sıktı. Sakin kalmaya çalışıyordu. Balıkçılar da çok gerilmişti. Pezrer ortamı yumuşatmak için acele ve aciz bir çaba gösterdi. ''Yapma be Galot, sana yalan borcumuz yok ya. Arkadaşımız şehre yeni gelmiş sadece biraz şehirden konuştuk.'' Pezrer'in sesi cümlenin sonuna doğru iyice kısılmıştı. Çünkü açıkça kendisiyle ve söyledikleriyle ilgilenmeyen Galot, Gizemli Adam'a dönmüş ve onu süzüyordu. Söze girdi. ''Söylesene, sizin orada müşteriye hiçbir sınır yok diyorlar. Kulak, göz çukuru nereye istersen oraya yapıyormuşsun. Doğru mu?'' Cevabı beklemeden büyük ve sahte bir iç çekti ve konuşmasını sürdürdü. ''Para için değer mi be?!'' Sesini yükselterek ve elini balıkçılara doğru gelişigüzel, küçümseyici bir hareketle sallayarak devam etti. ''Şunlar bile sabah akşam çalışıp ancak bir kaç gümüş para kazanıyor olmalarına rağmen o yola meyletmediler.''

Gizemli adam Galot'un gözlerinin içine bakıp sakince yanıtladı. ''Doğru duymuşsun. Gerçekten çalışma şartlarımız çok zor.'' Ellini abartılı bir hareketle alnına koyarak devam etti. ''Oğlancı kerhaneler hakkında çok duyarlısın. Sürekli müşterilerimizden olmalısın. Çalışma şartlarımızın düzelmesi için işçi örgütleri kuruyoruz destek olmak istemez misin?

Arka masalardan yükselip hemen öksürüğe karışarak yok olan kıkırdamalar Galot'un tadını kaçırmışa benziyordu. Hemen arkasını dönüp seslerin sahiplerini aradı. Bulamayınca sert bir şekilde dönüp cevap verdi. ''Ne sikim konuşuyorsun be. Ben bu gemici tayfası gibi oğlancı mıyım? Sen düzenli müşterilerinle oturuyorsun işte.''Laf dalaşında altta kalmadığı için memnun olmuştu. Memnuniyetini gizemli adam tekrar konuşarak bozdu. ''Ah! Doğru ya şimdi taşlar yerine oturdu. Tamamen benim ön yargım kusura bakma. Senin bu tombullukla meslektaşım olma ihtimalin. aklımdan geçmedi. Örgütümüze çoktan üyesindir zaten gereksiz bir teklif oldu benim ki. Baksana Tolkan civarındaki umumhanede Büyük Bertha diye bilinen sen misin? Dostuuum, sen olmalısın. Bizim için büyük bir ikon olduğunu söylemem gerek.''

Gizemli adam lafını bitirir bitirmez bu kez tüm giriş katında bariz bir kahkaha koptu. Sinirden yanakları gibi tüm suratı kıpkırmızı kesilen Galot elindeki birayı yere fırlatarak hışımla yerinden fırladı. Gizemli adamın üzerine eğilerek ve yüzüne tükürükler saçarak bağırmaya başladı. ''SENİ ÖLDÜRÜRÜM KAHPENİN FIRLATTIĞI! BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN?!''Balıkçılar oldukça sinmiş, masada istemsizce birbirlerine yaklaşmışlardı. Sakin bir gülüşten sonra sahte bir teslimiyetle ellerini kaldıran Gizemli Adam, Galot'a cevap verdi. Cevap verirken bir yandan da Galot'un havadaki tükürüklerini görüyor ve Yüzünü tamamen örttüğü için kendisiyle gurur duyuyordu.''Tamam, tamam. Sakin ol koca adam. Oğlancılık hakkında engin bilgilere sahip olsan da ne bir müşteri ne de bir çalışan olmadığını biliyorum. Zaten bildiğim kadarıyla ne kadar sınırsız olursa olsun tüm işletmeler hem çalışanlarında hem de müşterilerinde bazı asgari şartlar arıyorlar. Bunlardan birinin -teslim olduğu ellerin biriyle Galot'un kızarmış yüzünü işaret ederek- bina içine pembe domuzcukları almamak olduğuna eminim.''

Çok yüksek sesli kopan kahkahaya bu kez balıkçılar bile eşlik etti. Ancak hanın bu musmutlu ortamını bozmaya kararlı ve zıvanadan çıkmış Galot, Gizemli Adamı omuzlarından yakaladığı gibi arkasına doğru fırlattı. Adamın cüssesinden beklenmeyecek atiklikteki bu hareketine zamanında tepki veremeyen Gizemli Adam, kendisini havada süzülürken buldu. Hemen arkasındaki masayı tamamen es geçip 2. masanın ortasına büyük bir gürültüyle sırt üstü düştü. Ortasından ikiye ayrılan masadaki her şey yere saçıldı. Handaki kahkahaların yerini coşkulu tezahüratlar almıştı. Gizemli adam duyduğu zangırdamanın ahşap masanın mı yoksa kemiklerinin mi kırılmasından geldiğini düşünürken devasa adımların kendisine yaklaştığını hissetti. Az önce üzerine düşüp tüm keyfini kaçırdığı masadan düşmüş demir bardağı sıkıca yakaladı ve elinin altına gizledi. Galot, eskiden masa olan nesnenin etrafında oturanları sağa sola ittikten sonra Gizemli Adamın yanında durdu. Gizemli Adam, yerden baktığında adamın daha da büyük gözüktüğünü düşünürken boynundan yakalandı ve havaya kaldırıldı. Rakibinin havada süzülüp zorunlu bir iniş yapmış olması Galot'un sinirinden bir şey eksiltmişe benzemiyordu. Gizemli adam, Galot tarafından havada tutulurken nefesinin kesildiğini hissetti. Yeterince yükseldiğinde son bir gayretle ve tüm gücüyle elindeki demir bardağı Galot'un çenesine vurdu. Galot, gerçekten domuzların çıkarttığı sese benzer bir inlemeyle geriye doğru sendeledi ve çenesini tutmak için Gizemli adamı bırakmak zorunda kaldı. Gizemli adam dizlerinin üzerine düştü. Galot'un acısı hızlı ve kesik kesik solumalarla nefesini kontrol edebileceği kadar uzun sürdü. Tekrar ayağa kalkarken Galot'un elini suratından çektiğini gördü. Ağzının etrafı ve hatta çektiği eli kıpkırmızıydı. Yumruk şeklinde tuttuğu elinde en azından bir iki tane diş olmalı diye düşündü Gizemli Adam. Galot, savaş narasıyla ayı kükremesi karışımını andıran bir bağırtıyla hücuma geçti. Kendisini tutmak için süzülen iki tombul elden atik bir taklayla kurtulan Gizemli Adam, bu hareketle Galot'un arkasına geçip hamle üstünlüğünü de eline almıştı. Toparlanacak fırsat vermeden hızlıca tek ayağıyla önündeki sandalyelerden birinin üzerinde yükselip Galot'un sırtına atladı. Avının boynuna saldıran bir aslan gibi ellerini boynuna sardı ve olanca gücüyle sıktı. Galot arkasına uzanmaya çalışıyor fakat beceremiyordu. Taktik değiştirip sağa sola sallanıp sırtındaki adamı düşürmeye çalıştı. Gizemli adam çok sıkı tutunmuş olsa da, Galot zapt etmesi zor bir rakipti. Geçen sürede enerjisinin bitip uykuya dalmasını umsa da istediği olmadı ve Galot hanın duvarına doğru geri geri koşmaya başladı. Gizemli Adam bir hamle yapmazsa, Yolgeçen hanı duvarlarıyla rakibi arasında tost olacağını ve sonsuza kadar duvarda izinin kalacağını anladığında başparmaklarıyla Galot'un gözlerine saldırdı. Gözlerine gelen iki sert darbeyle birlikte kafasında şimşekler çakan Galot bu kez istemsiz olarak ve daha güçlü bir şekilde sarsıldı. Ağzındaki kan durmamış, daha da kötüleşmişti. Galot'un bu beklenmedik sarsılmasına hazırlıksız yakalanan Gizemli adamın kollarının bağı gevşedi ve biraz öne doğru kaydı. Böyle olunca Galot'un ellerinin menziline girmiş oldu ve Galot onu yakaladığı gibi yere çarptı. Fakat bir atak daha yapamadı çünkü gözleri hala görmüyordu. Gizemli adam düştüğü yerden hemen doğrulup kan tükürdü. Artık o da sabrını yitirmişti. Önünde gözlerini ovalayan koca adama doğru tüm hızıyla koştu ve öne doğru zıplayarak Galot'un göbeğine tüm vücut ağırlığıyla saldırdı. Karın boşluğuna aldığı darbeyle nefesi kesilen Galot, geriye doğru düşmekten kendini alamadı ve beraber devrildiler. Gizemli Adam hemen Galot'un üstüne çullandı ve yüzünü yumruklamaya başladı. Galot'un kendini soldan yakalama girişiminden sıyrıldı ve bir yumruk daha attı. Ve bir daha. Ve bir daha. Beş dakika önce sinirlendiğinde Galot'u gören birisi, bir insanın yüzünün daha kırmızı olmasının imkanı olmadığını söylerdi ancak şu an kesinlikle daha kırmızıydı.

Gizemli Adam'ın durmaya niyeti yoktu. Bir yumruk daha. Bir yumruk daha. Handaki taşkın tezahürat çığırından çıkmış, Galot'un yaşamını ister noktaya gelmişti. Biraz önce kırılan masanın ve giden paraların derdinde olan Şişko Hancı bile kendini dövüşün aksiyonuna bırakmıştı.

Tam en heyecanlı kısımda Hanın kapısı kırılırcasına tekmelendi ve içeriye Şehrin muhafız garnizonun acil müdahale mangası girdi. Göğsünde ve kalkanında İkam şehrinin sembolü olan tavus kuşunu taşıyan, altın rengi süslemeli ve mavi kumaşlardan ekler taşıyan zırh giyen 5 muhafız koşarak kavgacıların etrafını sardı, Kalkanlarını kaldırıp kısa kılıçlarını Gizemli Adamı işaret edecek şekilde kaldırdılar. İçlerinden zırhında daha çok süsleme olduğu için daha rütbeli olduğu tahmine edilen konuşmaya başladı. ''Siz ikiniz! Ayrılın. Sizi Şehrin sükûnetyasasını ihlal etmekten, 9'lar konseyi adına tutukluyorum.'' Gizemli Adam havada kalan son yumruğu Galot'a indirip indirmemekte kararsız kaldı fakat yapmamayı tercih etti. Ardından alaycı bir tavırla komutan muhafızı yanıtladı. ''Beyler çok hızlı geldiniz tebrik ederim. Neyse ki bu kavgada yalnızca şahsımı müdafaa ettiğime dair bir han dolusu adam var da beni tutuklamanıza gerek kalmadı.'' Sözünü bitirdiğinde Galot'un üzerinden kalkmış ve daha rahat konuşabilmek için komutan muhafızın önüne gelmişti. Komutan kararlı bir tonda yanıtladı. ''Bunu mahkemenin önünde tartışacaksınız. Şimdi ikiniz de tutuklusunuz.'' Bıkkın bir şekilde derdini anlatmaya devam etti Gizemli Adam. ''Bakın, gerçekten buna gerek yok. Herkesin içerisinde bana saldırdı. Ben yalnızca kendimi savundum. Joe, Pezrer beyler; belki bu konuda bir şeyler söylemek istersiniz?'' Gizemli adam az önce oturduğu masaya bir omuz bakışı attığında, Balıkçıların çoktan tüymüş olduklarını hayal kırıklığı içinde gördü. Derin bir of çektikten sonra konuşmasına devam etti. ''Gerçekten, bu geceyi İkam hapishanesinde geçirmek gibi bir niyetim yok.'' Komutan cevap vermek için nefes aldı. Ardından Gizemli Adam, komutanın gözünün hemen arkasına kaydığını ve gözbebeklerinin büyüdüğünü gördü. Sonra kılıcını arkasına doğru işaret ederek yüksek sesle: ''HEY! HEY! DUR!'' diye bağırdığını duydu. Sonradan bir akıl yürütmeyle anlayacaktı ki, az önceki mağlup rakibi yerden kalkmış, hanın barındaki sabit su testisini çıplak elleriyle sökmüş ve sinsice yaklaşıp kilolarca ağırlıktaki testiyi kafasına bir çırpıda indirivermişti. Tüm bu süreçte tek bir ruh bile kendisini uyarmamıştı. Gizemli adam, o gün iki önemli şey öğrendi. İlki, bir han dolusu tezahürat eden adama güvenilmeyeceği, ikincisi rakibine asla sırtını dönmemesi gerektiği.

Ancak bu sonradan aydınlanmaya kadar, o gün hatırladığı son şey muhafızın sesi ve büyüyen göz bebekleri olmuştu.

18 Avril 2023 21:36 1 Rapport Incorporer Suivre l’histoire
1
Lire le chapitre suivant Bölüm II- Adalet

Commentez quelque chose

Publier!
TA Tarih Atlasi
TEBRİKELR
April 18, 2023, 21:52
~

Comment se passe votre lecture?

Il reste encore 1 chapitres restants de cette histoire.
Pour continuer votre lecture, veuillez vous connecter ou créer un compte. Gratuit!