goldnmare Elif T.

Düzeni bozan düzensizliklerin aleyhinde, düzeni korumakla görevli bir ekip; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş ekibi. Sevinçleriyle hüzünleriyle, umutlarıyla kaygılarıyla, yaşamlarıyla ölümleriyle birbirlerine bağlı; fırtınaların karşısında dimdik duran, güçlü bir ekipti onlar, onları güçlü kılansa hepsinin ardında daha güçlü bir silah arkadaşlarının olmasıydı; sevgi, aile, dostluk ve aşk... Polisiye-Tıp-Hukuk.


Action All public.

#dram #romantizm #aksiyon # #fantastik #polisiye #genelkurgu #hukuk #tarihikurgu #bilimkurgu
14
12.2k VIEWS
In progress - New chapter Every Friday
reading time
AA Share

GİRİŞ

Herkese yeniden merhaba ❤️


Bu kurgu vaktiyle beni kimyalarıyla, aşklarındaki güzellikle büyüleyen Arka Sokaklar dizisinin Zeynep ve Murat çifti adına yazılmıştır. Böyle deyince aklınıza doğal olarak hayran kurgu geldiğini biliyorum. Ancak merak etmeyin; ben sadece dizinin karakterlerinden, hikayelerinden esinlenerek kendi evrenimi yarattım. Çıkardığım karakterler, eklediğim kendi karakterlerim oldu. Diliyorum ortaya hayallerimdeki kadar iyi bir şey çıkarabilirim. Bu yolda yanımda olacak, olmayacak herkese çok teşekkür ediyorum💕


Bölüm Şarkısı: Sezen Aksu- Seni Kimler Aldı?


Keyifli okumalar... 🌸



21 Haziran 2013, İstanbul.


Oturduğu sandalyede, gözlerini sedyede yatan karısından ayırmaksızın öylece bekliyordu adam. Hareketsizlikten kasları uyuşmuş, beklemekten bedeni yorgun düşmüştü.


Bulunduğu yoğun bakım ünitesinin duvarları üstüne üstüne geliyor, ruhu o duvarların enkazında kalmışçasına sıkışmış hissediyordu. Parmağına mandal takılı elini tutmuştu sevdiği kadının; avucuu dudaklarına götürmüş, kokulu buseler konduruyordu.


Tam bir hafta olmuştu. Kör bir gecede iki kör kurşun, sevdiği kadının göğüs kafesine isabet edeli tam bir hafta olmuştu. Günlerce uyku uyumamıştı adam, doğru dürüst bir şey yememişti. Boğazından nefes bile geçmezken, nasıl yiyebilirdi ki?


Çıkmazdaydı, açmazdaydı. Çaresizce beklemek, sınanışların en kötüsüydü. İçinde bir haftadır küçük bir umut taşıyordu, o umut onu ayakta tutan tek kalesiydi. O kalenin yıkılmış olma ihtimalini düşünmek bile istemiyordu.


"Hadi uyan sevgilim... Ne olur artık uyan..." Sesindeki ton da bakışları kadar çaresizdi. Karısının yüzünü okşuyor, elini tutmaya devam ediyordu. Kendini kapalı gözlerin açılacağına, oksijen tüpü takılı dudaklarının kıpırdayacağına, ellerinin eskisi gibi sıcacık olacağına inandırmıştı. Başka bir ihtimal düşünmek istemiyordu; düşünmek beklemekten daha çok çıldırtıyordu.


Kalbi acıyordu, kalbinin acısını karşısında makinelere bağlı bedenin hareketsizliğinde hissediyordu. Pişmandı, kendine öfkeliydi. Karısını yalnız bıraktığı için, o kahrolası operasyona onunla gitmediği, yanında olamadığı için kendine çok öfkeliydi. Olmak zorundaydı, her ne koşulda olursa olsun, insan zor anında sevdiğinin yanında olmaz mıydı?


Olamamıştı adam. Sevdiği kadın katıldığı operasyonda yaşanan çatışmada kalbinin dört santim yakınından vurulurken kendisi bir sorguda, azılı bir suçluyla uğraşıyordu.


Zaman geçtikçe hayata tutunduğu son kale yerinden oynayacakmışçasına bir artçı etkisiyle sarsılıyordu.


Beş dakika geçmişti. Yoğun bakımın kapısı açılmış, içeri giren doktor artık adama çıkması gerektiğini söylemişti. İçinden gelmeyerek kabul etmiş, son kez eşinin hareketsiz yüzüne bakarak ayrılmıştı odadan.


Aşağı inmiş, biraz hava almıştı. Bir haftadır hastaneden başka yer bilmez olmuştu. Eve ancak günaşırı, annesinin dönmesini bekleyen dört yaşındaki oğlu için gidiyordu. Pek tabii söyleyememişti ona, kimseye de söyletmemişti. Gizli görevde demişti annesi için, onu ancak böyle zaptedebilmişti.


Bir buçuk saat geçti. Adımları yine hastanenin koridorlarını bulmuş, sevdiği kadının bir haftasını geçirdiği yoğun bakımın yoluna düşmüştü. Koridora girdiği ilk an, içini sızılı bir ürperti kapladı önce. Aheste adımları yoğun bakımın önüne ulaşırken camın önüne doluşmuş yakınlarıyla karşılaştı. Adamı fark eden, yüzüne buz kesmiş bir çehreyle bakıyordu.


"Ne oluyor?" diye sordu genç adam, önce sakinlikle. Suskundu hepsi. Bir daha sordu adam, bu kez sert ve telaş dolu bir sesle. "Ne oluyor?!" Korkulu gözleri ünitenin camını bulduğunda korku, acıyı beraberinde getirmişti.


Sedyede yatan karısının bağlı olduğu monitör yalnızca düz, yeşil bir çizgiyi gösteriyordu. "Hayır..." Dudaklarından dökülen bu çaresiz kelime, gördüğünü yanıltması için yalvarıyordu gözlerine. Karısının başucundaki doktorun kederli ve umutsuz yüzüne baktı. Adamın gözleri ona yalvarır gibi bakıyordu. "Hayır, hayır..." Aynı kelimeyi tekrar ederek ünitenin kapısına yöneldi önce, yakınları onu zaptetmeye çalıştıkça direniyordu.


En son kendini içeri atabildiğinde es geçti doktoru, karısının başucuna sokuldu. Dilinde hala o kelime vardı. Kelimenin gücü tükendiğinde, nefesinin de tükendiğini hissetmişti. Elini kadının hareketsiz yüzüne yerleştirdi, ismini sayıklamaya başladı. "Uyan birtanem, yalvarırım uyan, ne olur uyan..."


Tüm acizliğiyle yalvarırken başını karısının boynuna gömdü. Çığlıklarının karıştığı odanın duvarlarında acı acı kendi sesini duyuyordu. Nabız yoktu, hareket yoktu. Sedyede yatan karısının vücudunda yaşama dair hiçbir iz yoktu.


Üşüyordu, tüm vücudu titriyordu. Onu hayata bağlayan bir kale, sarsılarak yıkılmış ve adam o enkazın altında kalmıştı.


Kolunu sardığı beden hareketsizdi, başını gömdüğü boynu nabızsız. Karısının vücudunu terk edeb yaşamın izleri, kalbinde kapanmaz bir yara açmıştı. Zorla aldığı her nefeste kalp atışlarının can verdiğini duyumsuyordu adam. Gözlerinden yollanan görüş sinyalleri zihnine işliyor ve algıları bilincini köreltiyordu.


Yirmi bir haziran geceleri kısa sürerdi, günler uzar ve geceler kısalırdı. Ancak gece, normalinden çokça uzun sürmüştü.


Gözlerini kapattı, bir gündönümü kabusunda olduğuna inanmak ve bir an önce uyanmak istiyordu. Gözlerini geri açtı, kabus değildi. Yatağında değil, soğuk bir yoğun bakımın içindeydi.


Karısı tam bir haftalık yaşam savaşını, oysa yedi senelik yaşam amacını yitirmişti.


Sanki güneş bir daha doğmayacakmışçasına batmış ve beraberinde uçsuz bir gecenin zifiri karanlığını bırakmıştı.


O gün yirmi bir haziran; en uzun gündüz ve en kısa geceyi temsil ediyordu.


Ancak adam, içinde yirmi bir aralığın kasvetini yaşıyordu.


Titreyen dudaklarının arasından acı, soğuk duvarların renksiz düzlemlerine çarparak tekrarlıyordu.


Hıçkırıklarıyla birlikte ruhu sendeliyordu. Kalbi göğüs kafesine her vurduğunda içinde suni bir kıyametin ipleri kopuyordu. İçine düştüğü soğuk cehennem, onu pervazları ateşten bir karadeliğin içine sürüklüyordu. Ne tutunmak mümkündü, ne de içine düşmek.


Tek bir sefer için bir hafta öncesine dönmek, şimdiyi ihtimallerden silmek istedi.


Kendi kalbi de dursun istedi, ancak ardına baktığında geride dört yaşında bir çocuk kalıyordu.


Arafta kalan ruhu giderek içinde sıkışırken kollarının arasındaki hareketsiz bedeni bırakmamakla diretiyordu. Yakınları onu zapt etmek istedikçe, o karısının bedenine daha sıkı sarılıyordu.


İstanbul, en uzun geceyle birlikte en soğuk 21 Haziran'ı yaşıyordu. Nefeslerin, acının, gözyaşlarının birbirine karıştığı soğuk cehennemde entropinin suni kıyameti meydana geliyordu.


Kendiyle birlikte tüm yakınları da bu kıyametin ortasında acı veriyordu.


Bilmediği yerden saplanan ve beklemediği anda kalbine oturan, keskin bir bıçak darbesinin acısına benziyordu.


Ertesi sabah güneş doğmak bilmemişti. Zaten onun için doğmasının da bir anlamı kalmış mıydı, emin değildi. Eve nasıl götürüldüğünü, yatağa nasıl yatırıldığını bilmediği gibi, ne zaman uyuyakaldığını da bilmiyordu. En son hatırladığı ve hissettiği; zümrüt gözlü sevgilisinin kollarının arasındaki bedeniydi. Kan çanağına dönmüş, pınarları kurumuş gözlerini araladığında kollarının arasında artık içinde karısının resmini taşıyan, cansız bir çerçeve vardı.


Üşüyordu genç adam; hücrelerine dek titriyordu. Hastanenin soğuk yoğun bakımı önünde bir hafta boyunca beklerken bile bu kadar üşümemişti. Çünkü o arada içini ısıtan bir umuda tutunuyordu. Karısı gözlerini açabilir, yeniden konuşabilir, yeniden gülümseyebilirdi. O umut, son kalesiydi. O kale bir gündönümü kabusuyla yıkılarak onu bir enkazın altında bıraktığında, geriye sadece acı kalmıştı.


Acı, hiç bilmediği yerden sınamıştı. Düzensizlik, iç kıyametinin bir sembolizmine dönüşmüştü.



Twitter/ goldnnmare

İnstagram/ goldnmarewatty

Wattpad/ goldnmare

Aug. 8, 2023, 11:22 a.m. 0 Report Embed Follow story
5
Read next chapter 1. BÖLÜM

Comment something

Post!
No comments yet. Be the first to say something!
~

Are you enjoying the reading?

Hey! There are still 18 chapters left on this story.
To continue reading, please sign up or log in. For free!